YAKIN TEMAS- ANDROMEDA TEMASLARI (2)

Uzay araçlarıyla Dünya’mızı ziyaret eden varlık gruplarından biri 1972 yılı’nda bir üniversite profesörü, immünoloji araştırmacısı ve Meksika Atom Enerjisi Komisyonu’nun önde gelen üyesi olan Meksikalı bilim adamı Dr. R.N. Hernandez’le temas kurdular. LYA adlı temasçı kadın, Andromeda Takım yıldızı’ndaki INXTRIA gezegeninden geldiğini söylüyordu. Bu varlık, profesörle çok önemli bilimsel ve sosyolojik sorunları tartıştı ve ona son derece önemli bilgiler verdi, profesörü uzay gemisine götürerek Dünya’mızla ilgili çok ilginç şeyler gösterdi.
Bu özet yazı dizisi niteliğindeki bilgiler, başlangıcından profesörün ortadan “kaybolduğu” 1984 yılına dek yapılan temasları içermektedir. Bu özet bilgiler, yüzlerce sayfa günlük notlardan, stereo ile kaydedilmiş konuşmalardan oluşmaktadır.
Değerli okurlarımız; geçen ay başladığımız bu yazı dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

P: Onlar geldiğinde, dünyada yaşayanlar varmıydı?
L: Evet, Mısırlılar; şimdiki Nil Vadisi boyunca yerleşik durumdaydılar. Yeni gelenler kendi kendilerine yeterli olmayı öğrenmek zorunda kaldı. Her ırk birbirinden farklıdır; onun için de metabolizmalarını iyi bilmeleri gerekir. Japonlar ve Çinliler, giderek siyah ırklarınkinden farklı özellikler kazandılar. Başlangıçta, herşey çok iyi gidiyordu; fakat başarıyla başlanan bu proje, bir süre sonra sorunlar yaratmaya başladı. Daha sonra, sayıca çoğalan insanlar güçlendiler ve herhangi bir yeryüzü parçasının işgal edilmesi savaş nedeni olmaya başladı. Üstün uygarlıklar, savaşmayı en çok sevenlerin, sonunda gezegenin hakimi olacaklarını tahmin etmişlerdi, nitekim öyle de oldu. Dünya bir kez, çeşitli insanların kaynaştığı bir gezegen olunca, toplumsal içerikli sorunlar baş göstermeye başladı. Hep karmaşa içinde görünüyorlardı. Gezegeninizdeki birçok büyük adam, barışın ancak bir ütopya olabileceğine inanarak öldü. Bu büyük adamlar ilk klon (kış uykusuna yatırılmış) hücreleri taşıyorlardı. İleri uygarlıklar, her gruba bu hücreleri aşılamaya başladılar, böylece dünya insanında yaşamı sürdürme bilincinin uyanacağını umuyorlardı…
P: Siz bu, ‘klon yöntemi’ denen şeyi nasıl keşfettiniz?
L: Galaksilerarası toplumda ne zaman önemli, bilge ya da cesur bir kişi ölüm tehlikesiyle karşılaşsa, ona gelirler ve hücrelerinden birini kullanırlar; böylece, her türlü zayıflığın giderildiği yeni bir varlık meydana getirirler.
P: Bunu niçin yapıyorlar? L: Kuşkusuz, bilgisini saklayabilmek ve koruyabilmek için.
P: Bunu başarabildiler mi? L: Şimdi evet, ama ilk başlarda ancak bir melez elde edebilmişlerdi. ‘Melez’ diye adlandırıyorum; çünkü, onun hücreleri artık bir daha klon görevi yapamıyordu.
P: Peki, yaşamın amacı nedir, LYA?
L: Manyetik enerji olan kendisinin, antitezini açıklamakta karşılaştığımız karışıklığı yenmektir. Bu savaş, bireyin içindedir. Yanlışları ve kusurları düzeltmek, meziyetler yaratmak için yapılır bu savaş… Yaşam, az önce de belirttiğim gibi, ilke olarak elektromanyetik bir anımsama fazıdır. Yani, siz doğduğunuzda; herşeyi yoğunlaştırılmış bir biçimde belleğinize yerleştirilmiş olarak doğuyorsunuz. Yaşamınızı dengeli bir biçimde sürdürebilmek için mücadele veriyorsunuz. Zekanızı öyle bir düzeye yükseltmelisiniz ki; belleğiniz, varolabileceğiniz süreyi uzatmaya yardımcı olsun. Bu da bazı duygulara ve özelliklere karşı savaşmakla olanaklı hale gelir. Böylece, içinizde gerçek bir savaş başlar.
P: Buna ‘pozitifizm’ diyebiliriz belki?
L: Hayır, daha sakin bir ruh halidir. Buna eriştiğinizde, kendinizde ilginç fenomenler keşfedeceksiniz. Gerçek huzura erişmiş bir insan, huzursuz bir insana göre farklı bir enerji alanına sahiptir. Bazıları, içlerinde büyüyen bu canavarın kendilerine hükmetmesine izin verirler, bazıları teslim olur ve mahvolurlar, bazıları ise karşı çıkar ve kazanırlar. Üstün uygarlıklar tarafından kurtarılmaya layık görülmeniz, bu konuda sergileyeceğiniz başarılara bağlıdır.
“Bana bazı kehanetlerden sözedecektiniz…” diyerek, değiştirdi konuyu profesör.

L: Kehanetlerden hoşlanır mısınız? P: Evet.
L: İşte bu da gezegeninizde yaşayanların ortak bir özelliği. Gelecekte olup bitecekleri öğrenmek istiyorlar. Bu arzu sizin beyninizde programlanmıştır. Çünkü, Dünya insanı eskiden, şimdiye göre çok daha ileriyi görme yeteneğine sahipti. Bu özelliği yeniden kazanmanız; ancak, karşılıklı sevgi ve yardımlaşma dengesini kurarak mümkündür.
P: Ne söylemeye çalışıyorsunuz?
L: Öğrenmeyi; ancak, kendinizi tümüyle yok etmezseniz başaracaksınız. P: Nasıl ?
L: Bakın, sizin ölçünüzle 2015 yılında, sesten enerji elde etmeyi başaracaksınız. Ses size, ummadığınız ölçüde güç kazandırabilir. Ancak, sözkonusu olan, ayarlanmış ses titreşimleridir. Bu titreşim bir keman, gitar flüt ya da orgun akordu gibi olmalıdır. Titreşimsel müzik ile müthiş şeyler yapılabilir. Bizim dünyamızda müzik, çevrede ne türde bir enerji bulunuyorsa, bunun aktifleştirilmesi için varolan bir hazinedir. Daha da ilginci; ses enerjisi, bedenleri ve kadavraları saklamak için kullanılır. Ses ile, iklimi kontrol etmek de olanaklıdır. Ancak, yanlışlık yapmamak için çok dikkatli bir biçimde, tek bir titreşimden ibaret ve yeterince ince olan bir ses kullanılmalıdır. Ses, içinde oturanlara hiç bir zarar vermeksizin, konutların ısıtılmasında da kullanılır. Ses aynı zamanda yenilmez bir silahtır. Çünkü yeterince yüksek ve tiz sesler depreme neden olabilmektedir.

P: Depremlerin sebebi nedir? Yer hareketlerine bir çözüm bulabildiniz mi?
L: Dünyadaki kara kütlesi parçalanıp, yeni kıtalar oluşunca, bu kıtalar dağıldı ve sizin deyiminizle, yanlış kutuplar oluştu. Biz buna ‘enerji kaybı’ diyoruz. Yerin bileşim maddeleri arasındaki denge, metaller arasındaki dengeye de aynen yansıdı: Cıva, demir, uranyum, petrol vb. gibi… Aynı durum beşer bünyesindeki minerallerde de geçerlidir. Bunlar dağılırsa, yer küre doğal enerji absorbe edemez. Bazı gezegenler, büyük felaketleri ve can kaybını önlemek için oldukça basit bir formül buldular. Belirli kalınlıktaki çok büyük iğneler hazırladılar. Bu iğnelerin bileşim maddeleri şunlardı: Bildiğiniz tüm mineraller, ayrıca oksijen, hidrojen, bakır, minerallerin sürtünmesi sırasında açığa çıkan enerjiden kaynaklanan bir madde, bir de sizin bilmediğiniz ve bizim ‘tuxuin’ dediğimiz bir madde. Bu iğneler sismik hareketleri nötralize etmekte kullanıldı. Eğer bu ‘hareketi’ nötralize edebilirseniz, yer hareketlerini de önlemiş olursunuz. Yukarıda bileşim maddeleri verilen büyük iğneler, bir depremden önce ortaya çıkan enerjinin kullanılabilir hale dönüşmesini sağlar. Böylece, bir taşla iki kuş vurulmuş olur. Yani, hem sismik hareketler en aza indirgenir, hem de enerjinin büyük bir miktarı yoğunlaştırılır. Enerji dalgaları yüksek ‘teluric’ yerlere yerleştirilmiş iğnelerin çekim ve absorbsiyonu yolu ile toplanır. P: İşinizi seviyor musunuz?

L: İş mi? Gezegenimizde bizler, yıldızlar bilgisini incelemek üzere yetiştiriliriz ve en büyük aşkı bilgiye karşı duyarız. Parolamız, ‘BİLMEK’tir. Zihinlerimiz bilgiyi kabul edecek şekilde donatılmıştır ve toplumumuzun kaderi budur. Bilgi edinerek, sayısız avantajlar kazanırız.
P: Bizim sistemimizi de incelediniz mi?

L: Evet, güneş sisteminizi ilk incelediğimizde, 16 gezegen saymıştık. Ama daha fazla sayı da olabileceğini tahmin ettik; çünkü, ortalama bir yıldız yörüngesinde yaklaşık 32 gezegen bulundurur. Bunlardan sadece ilk 10 ya da 12 tanesi yörüngedeki fazlarına göre, yıldızdan enerji alabilir. Bu enerji, o gezegeni kendi enerji rehberi içinde çevreler.
P: Enerji rehberi nedir?

L: Yıldızın, gezegenlerine hareket vermek için yayınladığı enerjidir. P: Anlamadım.
L: Açıklayayım: Enerji enerjiyi çeker; çünkü, aynı özellikleri taşırlar. Eğer güneş, enerjisini ısı şeklinde yayınlamışsa, bu enerji aynı şekilde yıldıza geri döner. Bu, gezegenlere rehberlik yapan bir alışveriştir. Güneş, tüm gezegenleri güçlü bir şekilde çeker. Bu çekim gücü olmasaydı hareket edemezlerdi.
P: Bizim gezegenimiz, güneşte meydana gelen değişikliklere karşı koyuyor mu?
L: Evet, eğer güneş enerjisi azalırsa ya da artarsa, dünyanız buna karşı koyar. Bir gezegen için enerjinin yoğunluğu ve dalgalanması da önemli faktörlerdir. Sıcaklık ve basınç, varoluşu ya da varoluştan sapmaları tayin eden en önemli faktörlerdir. Bunların değişmesi, sözkonusu gezegenedeki yaşamı da değiştirir.
P: Bizim dünyamızda henüz canlılar yaşamazken de onu biliyor muydunuz?
L: Dünyanız yaratıldığından bu yana, yüzlerce dairesel devre boyunca yörüngesinde kaldı; bu süreç içinde bir noktada biz sizlerin kozmik bağlantınız olmaya başladık. Atalarınız bizim varlığımızdan haberdardılar. İçlerinden bazıları, klon yöntemi ile üstün uygarlıklarda yaşayabilme olanağı bile bulmuşlardı.
P: Eski insanlar Dünyada atom hakkında bilgi sahibi miydiler?
L: Evet, ama; onu olur olmaz şekilde kullanmamak için önlem almışlardı. Ancak, her zaman olduğu gibi, şimdi toplumunuzda da bulunanlara benzer bazıları, onu sorumsuzca kullandılar. Şimdi, elinizi alıcıya koyun ve isterseniz, dünyadaki güçlerden herhangi birinin silah deposunu görün.
P: Elimi alıcıya yerleştirdim ve termonükleer silah depolarını, beni aptallaştıran bir açıklıkla gördüm.
L: Bunlara ‘füze’ diyorsunuz. Eğer, tüm bu enerjiyi yoğunlaştırıp, bir damlasını bir uçak motoru içine koyabilseydiniz, bu; o uçak motorunu 100 yıl kadar yere inmeden çalıştırmaya yeterdi. Siz atomu öylesine keyfi ve sorumsuz şekilde kontrol ediyorsunuz ki, gelişmiş toplumlarınızdakilerin de çok iyi bildiği gibi, insan günlerini, bir hata yapılmaması umuduna sığınarak geçiriyor.

P: Sizin bir atomik nötralizatörünüz var, değil mi?
L: Evet ama, bizim onu; toplumların silahlarına karşı kullanmamız yasaktır. Denizlerdeki atomik çarpışmaları, sırf denizledeki bitki örtüsü ve deniz hayvanlarını kurtarabilmek için nötralize ettik. Bunu biliyorsunuz. Ama bunu her zaman yapamayız. Bunu, yaşama duyduğumuz saygıdan dolayı yapıyoruz. Bu, ilerlemiş tüm ana uygarlıkların, tüm gezegen ve toplumlara verdiği bir garantidir. Ama siz bana, eski toplumların atomu kullanmayı bilip bilmediklerini sormuştunuz, değil mi?
P: Evet. L: Pekala; piramitler, aslında göründükleri gibi değildirler. Bunların aslında ne oldukları ve niçin inşa edildikleri, dışlarından belli olmaz. Piramitler bir, eşkenar dörtgen prizma oluştururlar. Piramidin tam ortası toprak düzeyinde ve alt kısmı toprak altındadır. Piramitle ilgili birçok şey dış uzaydan gelen varlıklarla bağlantılıdır. Bunun nedenini biliyor musunuz? Bu suretle, öteki gezegenlerde de enerji birikimine ait bilgilerin varolduğu gösterilmek istenmiştir. Piramitlerden birinin gövdesine yerleştirilmiş olan bilgiler size, başka gezegenlerden gelen v ebilgi yaymakla görevlendirilenlerin hangi yoldan geçtiklerini gösterecektir. Her bir piramidin biçimi, uygarlığınızın bilgilerini ve ilerleme yolunu temsil eder. Bunun için gezegenin her yanında çeşit çeşit piramitlerle karşılaşırsınız…
P: Bugüne kadar ki yaşantım boyunca, yaşam hakkında öğrendiklerimden çok daha fazlasını sizden öğrendim ki bunlar benim için esin kaynağı oldu. Şimdi, izin verirseniz, öğrenmek istiyorum: Dünyayı bekeleyen daha büyük tehlikeler mi var? Gezegendeki yaşamın tehlikede olmasının nedeni, insanın…
L: Yaşam değil, profesör… İnsanın kendisi, politik, sosyal ve ekonomik yazgısınn nedenidir..Bakın, güneş nasıl da ağır ağır batıyor. Bunu aldırmazlıkla gözlersiniz. Çünkü, nasıl olsa her defasında, ufkun altından dolanıp, geri geleceğine eminsinizdir. Güneş, galaksi içindeki yolunu sürdürecek ve Herkül Burcu’na doğru ilelerken, çekim gücünün alanında bulunan gezegenlerini de birlikte sürükleyecek.
Oysa yaşam böyle değildir. Geçen gün bir daha geri gelmez. Ancak, olgunluğa, elden ayaktan düşmeye yaklaşınca, atalet yüzünden bedeniniz bozulmaya başlayınca, dakikaların bir daha geri gelmeyeceğini idrak eder ve tek bir ‘AN’ı bile yitirmek istemezsiniz.

Değerli okurlarımız, UFO’lar ve dolayısıyla ‘evrende zeki hayat’ konusuyla ilgilenen bizlerin en sık karşılaştığımız sorulardan biri, “Madem ki, onlar bizden bu kadar ileri; o halde, neden bize açıkça (aleni bir şekilde) yardım etmiyorlar?” Bu klasik soruyu, görüşmelerinden birinde Prof. Hernanez’de LYA’ya sormaktan kendini alamıyor. Bakın, dünya dışı varlık LYA bu soruyu nasıl yanıtlıyor:

L: Dünyanız bizi endişelendiriliyor. Dünyayı güç duruma düşürenlerin eline geçmemesi gereken, teknik gelişmeler oluyor. Neden bir şeyler yapmadığımızı hep merak edersiniz. Bu, dünyanızı bir savaş alanına çevirmek olur. Unutmayın ki, saldırı geçiştirildikten sonra; artık, sizin anladığınız insanlık kalmaz. Gezegeniniz melezleşir. Gezegeninizin ne kadar güzel ve ne çeşitli canlı türleriyle dolu olduğunu bilen herkes, bunların yok olmasını önlemek için, elinden geleni yapıyor. Bazı ülkelerde, tanınmış ve etkili kişilerle defalarca konuştuk. Belki şaşıracaksınız ama; bu dünyalıların birçoğu, profesörü ve birçok başka yetkilisi bize inanmadı. Böylesine katı ön yargıları var. Reddedilemeyecek kanıtlar sunduk onlara; fotoğraflar, formüller gösterdik, hiçbir dünyalının bilemeyeceği şeylerden sözettik. Ben, doğrudan doğruya kendim sokaktaki adamla konuştum. Aynen, sizinle olduğu gibi; onları da başından itibaren gemimize çağırdık, hatta ana gemiye götürdük. Bazılarına dünyada bulunmayan metallerden örnekler bile verdik. P: Sonuçta ne elde ettiniz?
L: Genelde, bağlantı kurduğumuz dünyalıların akıllarını kaçırdıkları sanıldı. Dünyanızda bilimsel olarak açıklanmasında güçlük çekilen kanıtlar, genellikle saklandı ya da yokedildi. Genellikle açıklayamadıkları kanıtları kimseye göstermediler. Unutmayın ki, gezegeninizi, sizin deyimlerinizle; sosyolojik, arkeolojik, egzobiyolojik ve kozmobiyolojik açılardan incelediğimiz gibi, canlıların kökenlerini de inceledik. Yani, sizinle görüşmelerim; hep, önceki deneyimlerime dayanmaktadır.
P: Peki, dünya dışı varlıklardan haberdar olunduğu hakkında inandırıcı kanıtlar var mı?
L: Evet, birçok kanıt var: Rusya’dan bir örnek vereyim…Dünya dışı bir gemi, rotasından çıkmıştı ve Sibirya’nın çok yakınlarında bir yerde bulunduğunu farketti. Çok büyük bir enerji türbülansı, enerji absorblama gücünü yitirmesine neden olmuştu. Geminin sorumlusu olan kaptan yere inme kararı verdi. Bir dağ kulubesine yakın bir yere inmişlerdi. Gemide, meteoritlerin tahribettiği bir gezegenden kurtardıkları iki dünya dışı varlık bulunuyordu. Kurtulma olanaklarının çok az olduğunu saptayınca, kaptan onları indikleri yerde bırakmaya karar verdi. İki kişiydiler; onları, ana bileşim maddesi katı oksijen olan, şeffaf bir küreye yerleştirdiler. Gemi ayrıldı. Kaptan Sibirya’nın soğuk ikliminin bu varlıkların kurtulmasına yardımcı olacağına inanıyordu. Eğer onları kaptan kendi gezegenine götürebilseydi, onlara daha çok yardım edebileceklerdi fakat geminin yeniden enerji yüklenmesi belirsiz bir zaman alabilirdi. Oysa ki, o varlıkların yitirecek hiç zamanları yoktu. O gece bazı çiftçilere haber verildi ve bu dünya dışı varlıklar büyük bir gizlilik içinde oradan götürüldü.
P: Ne zaman olmuştu bu? L: 1973 yılında. P: İkisi de öldü mü?
L: Evet. O zaman Ruslar, yalnız olmadıklarını ve er ya da geç başka kanıtların da gönderileceğini anladılar. Bu olaya karışanlar, olayı çok gizli tutmaya karar verdiler. O zamandan itibaren, bu garip varlıkların nereden geldiklerini araştırmak üzere daha geniş çapta incelemeler yapılmaya başlandı. ABD’de de, uzayda dünyalılar dışındaki yaşamın incelenmesinde çok ileri adımlar atıldı. Onlar inceleme ve araştırmada daha ileriler.
P: Bunları bana hiç anlatmasaydınız daha iyi olmaz mıydı? Neden ben?
L: Profesör, bunları tek bilen siz değilsiniz ki. Sandığınızdan çok daha fazla sayıda dünyalı bunları biliyor. Hayır profesör; sizi eziyet etmek gibi bir düşünceyle seçmiş değiliz. Kendi kendinizle barış içinde ve dingin bir kişiliğiniz var, ama kuşkusuz en önemli faktör, sizin üniversitede profesör olmanızdır. Sonunda, kuşkuculuğunuzdan kendinizi sıyırabildiğinizde, eğer isterseniz bu konuda birşeyler yapabilirsiniz. Dünyanızın, yalnızca sizler için değil, galaksilerarası topluluk için de ne denli önemli olduğunu biliyorsunuz. Dünya insanını kurtarmak; onu, içinde yaşadığı bu çalkantılı dünyadan kurtarmak ve olası tehlikelerden uzaklaştırmak kaçınılmaz bir zorunluluktur.

P: İnsanlığı sona erdirecek silahların neler olduğunu biliyor musunuz?
L: Size şunu söyleyebilirim: Sizin için şimdilik en tehlikeli silah, dünyalıların birbirine duydukları nefrettir. Bu, ruhunuzu yavaş yavaş tahribediyor. Toplumsal dertlerinizin çoğunu yaratan bu nefrettir. Ama, siz bana öteki türdeki silahları sordunuz, onları da söyleyeyim: Kimyasal silahlar… Dünyanızdaki iki süper güç, şimdiye dek görülmemiş bir şekilde kimyasal silah satıp duruyor. Sanki, dünyanız kendi kendini yoketmek için büyük bir telaş içinde… Bu kimyasallar canlıların sinir sistemlerini yok edebileceği gibi, bitkisel gıdalarınızı da berbat edecek etkiye sahiptir. Nehirleriniz kimyasal silahlarla zehir akıntısı haline gelebilir ve bunu kimin yaptığı da çoğu kez bulunamaz. Dejenere olmanın daha kötü bir şeklinin de; DNA’larınızdaki asal partiküllere yapılan saldırı olduğunu anlayacaksınız. Bu, hepinizi, ‘mutasyona uğramış bir ırk’ durumuna düşürebilir. Dünyanızda kimyasal maddelerin rastgele kullanılışı, şimdiden deri hücrelerinizde bozulmalara neden oluyor. Benzer şekilde, sadece kan dolaşımınızı yer yer etkilemekle kalmıyor; kalp krizlerine ve beyin kanamalarına da neden oluyor. Sessiz sedasız ve sinsi bir şekilde etki yapmaları ve tanı konulmalarının güç oluşu nedeniyle, yakında kimyasal silahlar öncelik kazanacak.
P: Bunlar yakında mı gerçekleşecek?
L: Zamanınızın sizin için çok değerli olduğu izlenimini edinmiştim. Ama sanırım, zamana yeterince değer vermiyorsunuz. ‘Yakında’ sözcüğü sizin için ne anlam taşıyor? Bu anlattıklarım sizin dünyanızda şu anda olup durmakta zaten. Kimyasal silahları 2. Dünya Savaş’nda zaten kullandınız; ancak, şimdikiler daha da gelişmiş! Dünya beşeri, yazık ki, kendi kavgacı karakterinden ve bunun, dünya beşeriyetini nerelere götürmekte olduğundan habersiz görünüyor. Bu ve benzeri silahlar, sadece onlara hedef olma şanssızlığına uğrayanlara değil, henüz doğmamış kuşaklara da ölüm getiriyor. Yalnızca saldırıya uğrayanlar değil, bu silahlarla temas eden saldırganlar da yok olacak. Bu silahları geliştirenler, hem saldırganı hem de kurbanını aynı acıları çekmeye mahkum ediyorlar.

(devam edecek)

 

PAYLAŞ

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER