Bilim

Işık Hızı Aşıldı

Önce “Işık Hızını” Aşan Bilimadamları, Şimdi de “Işığı Durdurmayı” Başardılar…

20. yüzyılın fizik yasalarını alt üst edecek bir deney gerçekleşti ve Işık hızının bilinenden 300 kat hızlı seyahat edebildiği kanıtlandı. Amerikalı bilim adamları, fizik kurallarını altüst eden bir deney gerçekleştirerek ışık hızının aşıldığını kanıtladılar. Laboratuvar koşullarında ışık hızının, bilinen sınırı olan saniyede 300 bin kilometreyi 300 kat aştığını açıklandı. Princeton Üniversitesi’nde yapılan deneylerde “ışığın gideceği yere daha seyahatine başlamadan önce vardığı” saptandı. Başka değişle ışığın zamanda ileri doğru atladığı tespit edildi.

Sezyum Gazı Testi:

Princeton NEC Enstitüsü’nün uzmanlarından Dr. Lijun Wang, açıklamasında, laboratuvar deneyinin, bir ışık demetinin, içinde özel olarak hazırlanmış sezyum gazı bulunan test ortamına gönderilmesiyle yapıldığını söyledi. Wang’ın verdiği bilgiye göre, aşırı hassas zaman ölçme cihazlarının kullanıldığı deneyde, ışık demeti, daha sezyum gazlı test ortamına girmeden ortamdan çıktı. Işık demetinin test ortamından çıkıp yoluna 20 metre devam ettikten sonra, ortama daha o anda girdiği belirlendi. Wang, bir başka deyişle, ışık demetinin, iki yerde aynı anda bulunduğunu söyledi. Yani ışık daha test ortamına girmeden dışarıya çıktı. Test sonuçlarını inceleyen Berkeley Üniversitesi fizik profesörü Raymond Chiao, deney verilerinin “inanılmaz bir duruma işaret ettiğini” söyledi. Bilinen fizik kurallarına göre her türlü veri, en fazla, saniyede 300 bin kilometre olarak kabul edilen ışık hızıyla iletilebildiği gibi, zaman da, bu ışık hızıyla göreceli olarak hesaplanıyor.

Etki- Tepki Yasası:

Wang’ın deneyinin geçerli kabul edilmesi halinde, fiziğin temel kanunlarından olan ve “neden sonuçtan önce gelir veya bir olgunun sonu başından sonra gelir” şeklinde özetlenebilecek “etki-tepki” yasasının da geçersiz kalacağına dikkat çekiliyor. Bu durumda, bir olgunun sonucu, onu yaratan nedenden önce geliyor.
Ve başlamadan bitmesi mümkün olabililiyor. Deney sonuçları bilinen zaman kavramının “çökeceğine” işaret ediyor.

Köln Üniversitesi Dr. Guenter Nimtz de, konuyla ilgili yaptığı açıklamada böylece “bilgi”nin ışıktan daha hızlı bir şekilde ulaştırılabileceğinin kanıtlandığını söyledi. Lijun Wang ve ekibinin araştırmasının tüm ayrıntıları, ünlü bilim dergisi Nature tarafından satın alındı.

Uzay – Zaman Ayrımı Yok ;

Test sonuçlarını inceleyen Berkeley Üniversitesi fizik profesörü Raymond Chiao, deney verilerinin “inanılmaz bir duruma işaret ettiğini” söyledi. Wang’ın deneyinin fiziksel dünyanın şimdiye kadar doğru kabul edilen kurallara göre davranmadığını kanıtladığını ifade eden Chiao, modern bilimin, atomdan küçük parçacıkların aynı anda iki ayrı yerde birden bulunduğunu keşfetmeye başladığını bildirdi. Chiao, böylelikle uzay – zaman ayrımının ortadan kalktığını vurguladı.

Avrupa’daki deneyler ; Bu arada, İtalya’da Ulusal Araştırma Konseyi’nden bir grup fizikçinin mikrodalgalar üzerinde yaptığı araştırmalar da ışık hızının aşılabileceğini gösterdi. İtalyanlar ışık hızını yüzde 25 oranında geçtiler. Almanya’nın Köln Üniversitesi uzmanlarından Dr. Guenter Nimtz de yaptığı deneylerde benzer sonuçlara ulaştı.

Işık hızı aşılınca neler olacak :

• Evrenin yapısı hakkındaki tüm bilgiler değişecek, yeni bir model geliştirilecek.
• Zamanda yolculuk mümkün olabilecek.
• İnsan ömrü binyıllarla ifade edilebilecek, ölümsüzlüğe adım atılacak.
• Öteki yıldızlar veya galaksilere gidilebilecek.

IŞIK Durduruldu

Fizikçiler, çok kısa bir süre için de olsa ışığı tamamen durdurdular ve sonra tekrar “yoluna” gönderdiler. Harvard Üniversitesi’nde yapılan deneyde, araştırmacılar, bir ışık demetinin tüm enerjisini almadan sabit tutmayı başardılar. Foton olarak da bilinen ışık parçacıklarının hareketini denetleyebilmek, kuantum bilgisayarların geliştirilmesini sağlayabilir.

2001’de yapılan bir önceki deneyde, ışık parçacıkları, bir gaz kütlesinin içindeki atomlar tarafından “alınmış” ve böylelikle ışık demetleri kısa süreliğine “depolanabilmişti”. Harvard’daki deney, ışığı ve onun enerjisini bir anlığına “dondurduğu” için daha büyük bir başarı anlamına geliyor.

Deney nasıl yapıldı?

Fizikçiler, “sinyal atımı” adı verilen bir ışık demetini, kapalı bir cam silindirin içinden gönderdiler. Bu silindir, rubidyum elementinin atomlarını içeren sıcak bir gazla doluydu ve “kontrol demeti” olarak bilinen güçlü bir ışık demetiyle aydınlanıyordu. Sinyal atımı rubidyum gazının içinden geçerken, araştırmacılar kontrol demetini durdurdu. Böylece, rubidyum atomları üzerinde sinyal atımının holografik bir baskısı çıktı.

Daha önce, bu aşamaya gelindiğinde tek bir kontrol demeti yollanıyor ve sinyal atımı tekrar yaratılıyor, ışık da yoluna devam ediyordu. Ama son araştırmada fizikçiler, iki kontrol demeti kullandılar. Bu da, bir dizi ayna etkisi yaratan bir müdahale yarattı. Tekrar canlanan sinyal atımı cam silindir içinde ilerlemeye çalışırken fotonlar ileri-geri sıçradılar, ama genel olarak sinyal atımı sabit kaldı. Kısacası ışık, dondurulmuştu.

Bir an için…

Araştırmacılar, fotonları bu tuzağın içinde 10-20 mikrosaniye boyunca sabit tutmayı başardı. Bu önemli deneyi gerçekleştirenler; Mikhail Lukin, Michal Bajcsy ve Alexander Zibrov.

Bajcsy, ışığın kontrol edilmesi sayesinde, gelecekte güçlü kuantum bilgisayarlar üretilebileceğini belirtiyor: “Kuantum bilgisayarlarında, bilgiyi fotondan fotona aktarmanız gerekir. Bunu yapmak için de fotonları, birbirleriyle etkileşim içinde olmalarını sağlayacak biçimde, kesin bir denetim altına almalıyız.”

A&M Üniversitesi’nden Profesör Süheyl Zübeyri, Harvard ekibinin deneyinin, kuantum bilgisayarlar ve kuantum şifreleme yolunda önemli bir adım olduğunu belirtiyor.

Kuantum şifreleme; çok güvenli elektronik şifreleme yolları sunabilir. Çünkü elektronik bir mesajı dinleme işleminin kendisi, mesaja zarar vererek onu okunmaz hale getirecektir. Böylelikle, mesaja müdahale edilip edilmediğini anlayabiliriz.

13 Comments

13 Comments

  1. Refik Göker

    12 Aralık 2013 at 11:57

    Bilinen , madde ışık hızını aşamazdır.Yani maddeden yapılmış bir geminin hızındanmı bahsediliyor. Burada anlatılan elokromagnetik dalga olan ışığın hızının arttığı yönünde.Zaman ise maddenin hızı ile ilişkili olduğudur. Özetle burada ne anlatılmak isteniyor, Işık hızının 300 000 km/sn olan hızının yanlış hesaplandığı ,doğrusunun 300 x 300 000 km/sn olduğumudur.

  2. recep arda

    21 Ocak 2014 at 06:30

    hayır bahsedilen özel tekniklerle ışığın dahada hızlandırılabileceği. tabi bu normal fizikle açıklanamaz ki bir kere rölativitenin çıkış noktasına aykırı. evrendeki azami hız ışık olarak kabul edilir. tabi einstein abimizin 20 yy fiziğiyle bunları bulduğunu yanlış olabileceğide mümkün. sonuçta böyle birşey mümkün olursa başka yıldızlara ziyaretler mümkün olabilir.

  3. Mustafa Okat

    01 Mart 2014 at 02:27

    Hem paradoksa açık bir konu, hem de ışıktan hızlı şey yoktur denilmiyor. Evrenin genişleme hızının ışık hızından daha hızlı olduğuyla ilgili bir yazı okumuştum. Her neyse benim takıldığım yer bu değil, ışığın test ortamından çıkıp 20 metre gittikten sonra test ortamına daha o anda girdiği anlatılıyor. Peki ben şöyle bir paradoks atıyorum ortaya:
    Işık test ortamından çıkıp 20 metre gidemeden ben ışık kaynağı ile test ortamı arasına ışığın aşamayacağı opak bir engel koyuyorum. Işık o ortamdan çıkıyor ama aslında o ortama hiç giremiyor. O zaman o test ortamından çıkıp, benim opak bir cisim koyma “nedenim” de var olmuyor. Yani ortama girmiyorsa, çıkmıyordur. E ben onun çıktığını görmezsem, opak bir engel koymam. E opak bir engel koymayınca da ışık çıkar, bu sefer de ben opak bir engeli koyarım. Böyle bir kısır döngü, dolayısı ile paradoks oluyor. Ben cahilim, basit mantıkla konuşuyorum. Daha iyi bilen beni aydınlatırsa sevinirim.

  4. ufuk Özışık

    20 Ocak 2015 at 15:58

    Schrodinger’in kedisi gibi olmuş.
    Anlatım şu, sonuç oluştan önce olursa sonuç varken oluşu yok edersek ne olur?
    Bugünkü aklılla paradoks bir durum olur.
    Ancak aklı zorlarsak ve sonuç ya da oluş bir sırası yok dersek, sonuç oluşa sebep oluyor dersek (circulus movement) konu çözülür.Burada olan neyin önce olduğunun bilinmediğidir.

    Beyin hareket ilişkisinde de bu böyledir. Henüz ışık yanmadan denek hangi ışığın yandığını bilir. (Beyin hangisinin yanacağını bilir ve kola *parmağa emir gönderir).

  5. ufuk Özışık

    20 Ocak 2015 at 16:10

    Verdiğiniz örnekte opak cismi koyma hızınız burada çok önemli.Işık açıldıktan sonra koymanız için ışıktan hızlı olmanız gerekir.

    Circulus movement, kabaca fasid daire değil. Birbirini kafasını ısıran dairesel insan kalabalığı düşünün. Her ağız önündeki kafayı ısırıyor.O diğerini ve sonuncu ilk olanı. Diaresel bir ısırma 🙂 Ama ilk ısıran kimdi olayı başlatan neydi , bu bilinmez.Bu bir çeşit fasit daire.
    Kastettiğim ise sadece dairesel hareket.Yani zaman kavramını dairesel kabul edelim, başı ve sonu yok, her yöne hareket ediyor. Alışageldiğimiz tek yönlü zaman (geçmişi ve geleceği tek yönlü ve geleceğe doğru ilerler düşündüğümüz , ömür tükettiğimiz zaman)
    ortadan kalkacaktır.
    Bu da çoklu gelecek yanında çoklu geçmiş olasışığını getirecektir.

  6. Abdurrahman Kaba

    03 Şubat 2015 at 11:20

    Eğer işığı durdurup geri yansıtmayı başarırlarsa bu Holograma giden yolun başarıldığı anlamına gelir…

  7. ertan

    20 Şubat 2015 at 16:49

    Benim anladigim isik ortama gore hiz degistiriyor
    Yanlismi anladim acaba

  8. ramazan toptaş

    03 Mart 2015 at 14:13

    KAİNAT NASIL YARATILDI ;
    Bana göre zaman görecelidir. galaksilerin kütlesine oranlı olarak metabolizması vardır ve galaksinin zamanı bana göre budur. hız ve ivmede bir cismin diğerine göre ölçülmesinden ortaya çıkar. bir foton tanesi diğerine göre ters istikamette hareket ediyor ise 2 ışık hızında aynı yönde hareket ediyor iseler hızı sıfırdır. ışık hızı ile zamanın alakası yoktur. Tabi ki benim düşünceme göre. (AYNŞTYN DİNİ DÜŞÜNCELERİNİ BİLİME ALET ETTİĞİ İÇİN ALLAH’IN VAR OLUP OLMADIĞI KONUSUNDA Kİ ŞÜPHELERİ VAR OLDUĞUNDAN BELKİDE ZAMANDA YOLCULUĞUN OLMA OLASILIĞINI DÜŞÜNMÜŞ VE İLİŞKİLENDİRMİŞ OLABİLİR ZATEN BANA GÖRE DE ZAMANDA YOLCULUK YAPAN BİR VARLIK HER ŞEYE MUKTEDİR OLABİLİR.) Aynştyan’ın görecelik kuramı bana göre kütlelerin metabolizma hızları söylemi ile aynıdır. TABİKİ KÂİNATINDA (YANİ İÇİNDE MİLYARLARCA GALAKSİNİN BULUNDUĞU EVRENİN) BİR METABOLİZMASI VARDIR. AMA BU KÂİNATIN METABOLİZMASI HEPSİNİ KAPSADIĞI İÇİN BURADA ZAMANDA YOLCULUK YAPMAK SAÇMADIR. BELKİ KÂİNATLAR ARASINDA ZAMAN YOLCULUĞU MÜMKÜNDÜR. ODA DİNİMİZCE NASIL OLACAĞI AÇIKLANMIŞTIR. ÖLÜNCE……

    E= Cismin enerjisi (joule)
    m= Cismin kütlesi (kilogram)
    c2= Işık hızının karesinin sayısal değeri (kilogram ile çarpıldığında metre/saniye değeri kullanılmalıdır).
    Okunuşu: Bir madde, 1 kg ise enerjisi 89 875 517 873 681 764 J’dür. E=mc2

    BU FORMÜL İLE ZAMANIN NE ALAKASI VAR. ANLAMIŞ DEĞİLİM. BİRDE ENERJİ FARKLIDIR ZAMAN FARKLIDIR. HEM MADDE OLMADAN ENERJİ OLAMAZ. KÜTLE ÇEKİM ENERJİDE, ELEKTROMANYETİK ENERJİDE NÜKLEER GÜÇLÜ VE ZAYIF ENERJİDE MADDE VARSA VARDIR. BENZETME YAPACAK OLURSAK HALK OLMADAN DEVLET OLUR MU?

    FUSSİLET ( kuranı kerim Suat yıldırım meali )11 11 – Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi…………….
    Ayrıca bana göre karanlık madde dedikleri bilinmeyen enerji galaksiler arasında daha atom oluşumu aşamasını tamamlamamış veya parlamamış madde yığınları da olabilir. Bence büyük olasılıkla bu tür maddelerdir. Atomun atom altı parçacıklarının aşamaları bu yerlerde vardır. Diye düşünüyorum. Bir atom ne gibi aşamalardan geçmişte, atom olmuş bu yerleri inceleyerek gözlemleyerek görebiliriz.

    KAMER49 – Muhakkak ki Biz her şeyi bir kaderle, bir ölçü ile yarattık. (KURAN-I KERİM Suat YILDIRIM meali)

    EVRENİN ZAMANI BANA GÖRE TOPLAM KÜTLENİN BİRBİRİ İLE ETKİLEŞİM HIZIDIR. EVREN NE KADAR BÜYÜKTÜR BENDE BİLMİYORUM. ZAMAN EN KÜÇÜK İKİ MADDE BİRBİRİ İLE ETKİLEŞİME BAŞLAYINCA BAŞLAMIŞTIR. NE KADAR ÇOK KÜTLE BİRBİRİNİ ETKİLERSE O KADAR ZAMAN HIZLI AKAR. YANİ METABOLİZMA O KADAR HIZLANIR. GALAKSİNİN ZAMANI FARKLIDIR, GÜNEŞİN ÜZERİNDE ZAMAN FARKLIDIR, DÜNYA ÜZERİNDE ZAMAN FARKLIDIR AY ÜZERİNDE DE ZAMAN FARKLIDIR. ZAMAN BULUNDUĞUN YERE GÖRE DEĞİŞİR YANİ GÖRECELİDİR. Ayrıca galaksi görelilik kuramına göre de maddelerin kütleleri galaksinin büyüklüğüne göre ve galaksinin merkezine göre değişmesi gerekir. Yani galaksinin merkezinde metabolizma daha hızlı işler, galaksinin merkezinden uzaklaştıkça yavaşlar. HİÇ BİR ZAMAN SIFIR OLMAZ. Algıladığımız zaman; maddenin kütlesine ve yoğunluğuna göre olayların metabolizma hızlarından kaynaklanmaktadır. Zamanı ölçmek içinde ALLAH AYI VE GÜNEŞİ ÖRNEK GÖSTERMİŞTİR. Zaman görecelidir.

    EN’AM96 – Karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran O’dur. Geceyi dinlenmeniz, güneş ve Ay’ı da vakitlerinizi hesaplamak için O yarattı. İşte bütün bunlar, azîz ve alîm (mutlak galip ve her şeyi hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir). (KURAN-I KERİM Suat YILDIRIM meali)

    Bana göre kâinatın oluşumu atomun en küçük yapı taşının üç boyutlu simetrik dağılımının yaratılıp birbiri ile etkileşimi sonucunda atom ve diğer maddeler süreç içinde ortaya çıkmıştır ve zamanın başlangıcı da bu noktadadır. BU NOKTA BİR NOKTAMIDIR YOKSA BİRDEN ÇOK NOKTADAMIDIR BUNU BİLİM ARAŞTIRMALARLA BULACAKTIR. BİRDE BU ETKİLEŞİM KARANLIK MADDENİN BULUNDUĞU YERLERE DOĞRU ETKİLEŞİME DEVAM ETMESİ İLE EVREN BÜYÜYOR. HEM BÜYÜYOR HEM GALAKSİ MERKEZLERİNE DOĞRU BÜZÜŞÜYOR. YANİ EVREN HEM GENİŞİLİYOR. HEMDE GALAKSİLERİN MERKEZLERİNE DOĞRU BÜZÜŞMAKTE OLDUĞU İÇİN BÜYUYOR.
    BU NOKTA MADDENİN MADDEYİ ÇEKMESİ İLE TOPLAM POTANSİYEL ENERJİNİN KİNETİK ENERJİYE YANİ HAREKETE DÖNÜŞTÜĞÜ ANDIR. KİNETİK ENERJİDE POTANSİYEL ENERJİDE MADDE VAR OLMADAN OLAMAZ. MADDE YOĞUNLAŞMAYA BİRBİRİNE YAKLAŞMAYA DEVAM ETTİKÇE DE KİNETİK ENERJİSİ ARTMAKTADIR. MADDE KÜTLE KAZANMA AŞAMALARINDA ATOMU ETKİLEYEN KUVVETLERİN MADDEYE OLAN ETKİLERİ DE DEĞİŞİM KAZANMAKTADIR. YER ÇEKİM KUVVETİ GALAKSİNİN EN DIŞINDA BİR MADDE İÇİN EN AZ %0 DEĞİL FAKAT ARTI BİR DEĞER GALAKSİNİN ORTA GÖBEĞİNE EN YAKINKEN DE %100 DEĞİL FAKAT ÇOK YAKINDIR. BANA GÖRE NE %0 OLMALI NEDE %100 OLMALIDIR. DİĞER KUVVETLERDE GALAKSİNİN DIŞINDAN İÇE DOĞRU MADDENİN ÇÖKME YOLCULUĞU DEVAM ETTİKÇE DEĞİŞİK ORANLARDA GÜÇ PAYLAŞIMI SÜRMEKTEDİR. BUNU ÖLÇÜMLER YAPARAK TESPİT ETMELİYİZ. GALAKSİMİZİN DÜNYA KONUMU İLE EŞDEĞER BİR YERİNDE OLAN BİR İNSAN 1,75 MT İSE GALAKSİNİN EN DIŞINDA 20,00 METRE OLABİLİR TABİKİ METREDE DEĞİŞECEĞİ İÇİN BUNU FARK ETMEYEBİLİRİZ.
    FAKAT BULUNDUĞUMUZ YERDEN UZAK GALAKSİLERE BAKTIĞIMIZDA BUNU GÖRMEMİZ GEREKİR. BEN KUASARLARDA BULUTSULARDA MERKEZİNDEN UZAKLAŞTIKÇA BU YANSIMALARI GÖRMEKTEYİM. HEM BU CİSİMLER YETERİNCE KİNETİK ENERJİYE SAHİP OLMADIĞINDAN IŞIMA YAPMIYORLAR YANSIYAN IŞIKLARDAN BU OLUŞUMLAR FARK EDİLİYOR. KARANLIK MADDE DİYE ADLANDIRIYORUZ. BİNG BENG PATLAMASINDAN GELDİĞİ SANILAN RADYASYON IŞIMASI BANA GÖRE KARANNIK MADDENİN İLK FOTONU YANİ İLK IŞIMAYI YAPTIĞI ANDIR.

    MADDE BİRBİRİ İLE ETKİLEŞİME GİRDİĞİNDE ZAMAN VE KÜTLE ORTAYA ÇIKAR. Ama etkileşim içine girmemiş olan maddelerde vardır ve onların etkileşimi de devam etmekte olduğundan evrenin enerjisi artmaktadır. Bu büyüme sanıldığı gibi genişleme şeklinde değil etkileşime giren maddelerin birleşmesi kütle yoğun hale dönüşmesi sonucunda yerlerini boşluğa terk etmeleri ile meydana gelmektedir. Bana göre büyük patlama falan yok ALLAH SONSUZ GÜCÜ İLE KÂİNATIN HER YERİNDE MADDEYİ YARATTI VE İLETİŞİME GEÇMELERİNİ EMRETMESİ İLE AŞK (BİRLEŞME) BAŞLADI. SONUMUZ DA AYRIŞMA NETİCESİNDE MEYDANA GELECEK. YANİ KİN VE NEFRET İNSANLARI AYRIŞTIRIR YOK EDERSE KAİNATINDA YOK EDİLMESİ AYRIŞMA YANİ MADDENİN BİRBİRİNDEN UZAKLAŞMASI İLE MEYDANA GELECEK Maddelerin birleşmeleri sonucunda yıldızlar galaksiler ve tüm bu sistem ortaya çıktı ve geniş uzay boşlukları oluştu. Aslında galaksiler bizden uzaklaşmıyor. Biz dünya ve güneş sistemi samanyolu galaksi merkezine doğru yaklaşmaktayız. Yani evrendeki bütün galaksilerde olduğu gibi içe çökme bizim samanyolu galaksimizde de devam ediyor. GALAKSİNİN MERKEZİNE DOĞRU BÜZÜŞME IŞIKTAN HIZLI HALE GELDİĞİNDE YILDIZLARIN IŞIKLARI BİZE ULAŞMAYACAĞI İÇİN YILDIZLARIN IŞIĞI SÖNDÜĞÜ ZAMAN KIYAMET KOPACAKTIR. TABİ BİZİM GALAKSİMİZ İÇİN.
    KÂİNATIN YAŞI 13,5 MİLYAR, BİLİNEN UZAYIN GENİŞLİĞİ İSE 156 MİLYAR IŞIK YILI ÇAPINDA, BUNDA BİR GARİPLİK VAR. 1 saniyede bir madde 156 milyar yıl nasıl yol alırda uzayda homojen bir şekilde simetrik olarak dağılır. Hadi diyelim aldı. Uzay orda son mu? Buluyor. Belki de 156 milyar yıl daha gitmek lazım. Hem büyük patlama doğru ise bu benimde işime yarar demek madde yeterince sıkıştırılırsa ışık hızı katlarınca hızlanarak uzaya yayılmış demektir ki o zamanda ışık hızı sabiti diye uydurdukları teoriyi kendileri çürütüyor demektir.

    Bazıları da büyük patlama ile birlikte galaksiler oluşmaya başladı ve o nedenle galaksiler uzaklaşıyor diyor. Buda doğru ise 13,5 milyar ışık yılı uzaklıkta galaksi olmaması gerekir. Haddi diyelim ki ışık madde hangi istikamete giderse gitsin saniyede 300.000 km yol alır mantığı ile çelişki çelişki çelişki. Biri doğru budur diyor. Diğerleri he diyor. Aksini dese diyecekler ki ne biçim fizikçi.

    Yeterince kütle yoğunluğa ulaşmış galaksilerin merkezinde, ışığın kaçış hızı ile kaçamadığı kara delikler vardır. Kara deliklerin kütle çekimi sayesinde uzak galaksi ve yıldızların ışınlarının buradan geçerken kırılması sayesinde görmekteyiz. Birde kara deliğin merkezinden çıkan ışınlar bize geç geldiği için kara delik olarak görmekteyiz. Kara delikler oluşunca bazılarında çift taraflı veya tek taraflı jetleri de oluşmakta, bu jetler maddeyi uzaya savurduğu için etkin tepki prensibine göre galaksi uzayda yol almaktadır. Kim bilir bu galaksilerin jetlerinden çıkan maddeleri kaç ışık hızı ile uzaya göndermektedir. KARA DELİK BİR TARAFA DOĞRU GİDİYOR İSE KARA DELİK 2 BOYUTLU RESİM GİBİ GÖRÜNTÜ VERMEKTEDİRLER. BİRDE DOPLER ETKİSİ KARA DELİKLERDE ÇOK ETKİLİDİR VE HER AŞAMASI BU PRENSİP DAHİLİNDE İNCELENMELİDİR. SAMANYOLU GALAKSİMİZE ÇOK UZAKLARDAN 13 MİLYAR IŞIK YILI UZAKTAN BAKAN BİR GÖZLEMCİ galaksimizin ortasında DEVASA BİR KARA DELİK GÖRÜYOR DA OLABİLİR. Çünkü SAMANYOLU GALAKSİSİNİN MERKEZİ BİZE 50.000 IŞIK YILI UZAKLIKTA OLAY UFKUNA GİRMEMİŞ TAM MERKEZİNDEKİ BİR IŞIN FOTUNU BİZE DAHA YENİ GELMİŞSE BİR KARADELİK OLDUĞUNU GÖZLE GÖREMEYEBİLİRİZ. BAŞKA BİR ÖRNEKTE 10.000 YIL ÖNCE BİZE ULAŞMIŞ GEÇMİŞTE OLABİLİR. BELKİDE 1 MİLYAR YILDA GEÇMİŞ OLABİLİR. GALAKSİMİZİN MERKEZİNDEKİ KARA DELİK GÖZLEMCİNİN YERİNE VE HIZINA GÖRE DEĞİŞİKLİK ARZ EDECEKTİR.
    KARA DELİKLER BİZE ÇOK UZAKTA OLDUKLARINDAN MERKEZLERİNE YAKIN OLAN (OLAY UFKU) YERLERDEN ÇIKAN IŞINLARIN HIZLARI YAVAŞ OLACAĞI İÇİN BİZE ULAŞMADIKLARIDA BİR GERÇEKTİR. BU DEMEK OLUYORKİ KARA DELİĞE YAKLAŞTIKÇA OLAY UFKUNUN ÇAPI KÜÇÜLMEYE BAŞLAYACAKTIR. ÇÜNKÜ (BİZİM HIZIMIZ + BİZE YAKLAŞMAKTA OLAN OLAY UFKU FOTON HIZI) = TOPLAM HIZ BİZE BUNU SAĞLAR. KARA DELİKTEN BİZ UZAKLAŞMAYA BAŞLADIKÇADA TERSİ OLACAK KARADELİĞİN ÇAPI BÜYÜYECEKTİR. BUNU UZAYDA YOLCULUK YAPARKEN İLERDE ÖLÇEBİLİRİZ. BİZE YAKLAŞAN VEYA UZAKLAŞAN GALAKSİLERDE DE GÖZLEMLEYEBİLİRİZ. BU YÖNDE ÖLÇÜMLER YAPTIĞIMIZDA BENİM HAKLILIĞIMDA ORTAYA ÇIKACAK. BELKİDE KARA DELİĞE DOĞRU YOLCULUK YAPARKEN DELİĞİN İÇİNE DÜŞENE KADAR KARA DELİK OLDUĞUNUN FARKINA BİLE VARAMAYABİLİRİZ. ÇÜNKÜ FARK ETTİĞİMİZDE IŞIK GİBİ KAÇAMAYABİLİRİZ.
    Belki de bu galaksilerin tek taraflı jetleri güçlendikçe ışık hızında dahi yol alabileceklerdir. Belki de ışık hızında yol alanları bile vardır. Hem bu şekilde galaksiler uzayda yüksek hızlarda dolaşarak etkileşime girmemiş olan maddeler ile hem de diğer maddeleri toplayarak kütleleri artmaktadır. Bu sayede uzay temizlenmektedir. Diğer galaksiler ile de çarpışarak yeni oluşumlara da neden olmaktadırlar.

    IŞIK HIZI İLE GİDEN BİR ARAÇTAN GERİ İSTİKAMETE BİR IŞIN İLE BİRLİKTE BİR BİLGİ IŞIK HIZINDA BIRAKILIR İSE O BİLGİYİ BİRİLERİ BULANA KADAR VEYA ETKİLEŞİME GİRENE KADAR ORDA DURACAKTIR. (EVRENE GÖRE KONUMUNU BU ARACIN SIFIR KABUL EDERSEK Kİ BU MÜMKÜN DEĞİLDİR. ÖLÇMEKTE İMKANSIZDIR.) KARA DELİKLERDE GERÇEKLEŞEN OLAY UFKUDA TAM DA BUDUR. KARA DELİĞİN ÇEKİM GÜCÜ İLE IŞIGIN KAÇIŞ GÜCÜ DENKTİR. IŞIĞIN KAÇIŞ HIZI SANİYEDE ARTI DEĞER OLARAK HAREKET ETMEYE BAŞLADIĞINDA OLAY UFKU GÖRÜNMEYE BAŞLAR. ZAMANLA FELAN ALAKASI YOKTUR. BİR NESNE OLAY UFKUNU GEÇMEDEN ÖNCEDE O NESNEDEN ÇIKAN IŞINLARIN HIZLARI AZ OLACAĞINDAN NESNE KIRMIZIYA KAYARAK OLAY UFKUNUN BİTTİĞİ YERDE YOK OLUR.

    EVREN VE ZAMAN NE EĞİLMEKTE NEDE BÜKÜLMEKTEDİR. EVRENİN ZAMANI HER YERDE AYNI OLARAK GEÇMEKTEDİR. KARA DELİKTE OLAN BİTEN SADECE FİLMİN YAVAŞ VEYA HIZLI SEYREDİLMESİ GİBİ BİRŞEYDİR. KARA DELİGE DÜŞEN NESNE HIZLANARAK YOLUNA DEVAM EDERKEN ATOMLARI FİZİK KURALLARI İÇİNDE MERKEZİNE DOĞRU İLERLERKEN YOĞUNLAŞMAYA VE METABOLİZMASI HIZLANMAYA DEVAM EDER. BU SÜREÇ YA KUASAR GİBİ BİR NETİCEYE VARIR YA DA PATLAR. BÜTÜN MADDE UZAYA SAÇILIR SÜREÇ YENİDEN BAŞLAR. ESASINDA BU SÜREÇ ZERREDEN BÜTÜNE DOĞRU OLAN BİR ÇÖKME OLAYIDIR. UZAY MADDENİN KÜMELENMESİNDEN DOLAYI BÜYÜYORMUŞ GİBİ BİR İZLENİM BIRAKMAKTADIR. YANİ ATOM BÜZÜŞMEKTEDİR. YANİ MADDENİN EN YOĞUN OLDUĞU YERDE EN KÜÇÜKTÜR MADDENİN YOĞUNLUĞUNUN EN AZ OLDUĞU YERDE DE ATOM BİLE DEĞİLDİR. BİRLEŞMEYE BAŞLADIKÇA ATOMUN ALT BİLEŞİKLERİNDEN BAŞLAYARAK İLK ÖNCE ATOMU DAHA SONRADA SIRASIYLA ELEMENTLERİ OLUŞTURUR. BENCE BU MADDENİN HALLERİ GİBİ ATOMUN HALLERİNDEN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. BU ATOMUN HALLERİNİ BİLİM İLERLEDİKÇE BULACAĞIZ. UZAYDAKİ OLAYLARDA BU ATOMUN HALLERİNİ BİZE GÖSTERMEKTEDİR. EVREN BÜYÜMÜYOR BİZ KÜÇÜLÜYORUZ.
    CİSMİN MERKEZİNDE METABOLİZMA EN HIZLI SEVİYEDEDİR. EN DIŞTA İSE EN AZ. SEVİYEDEDİR. DÜNYA İÇİN BUNU İNCELERSEK DUNYANIN MERKEZİNE YAKLAŞTIKCA METABOLİZMA HIZLANACAĞI İÇİN SAAT DAHİL HER ŞEY DAHA HIZLI HAREKET EDER, DÜNYADA VE UYDULARDA ATOM SAATİ İLE ÖLÇÜLEN ZAMAN FARKLI İSE BU NEDENDEN DOLAYIDIR. ATOM SAATİNİ ATOMUN İÇİNDE BULUNDUĞU KOŞULLARA GÖRE DEĞERLENDİRMEK GEREKİR. ATOMLARIN KÜTLE ÇEKİMİ BİRBİRLERİNİ DAHA FAZLA ETKİLER. AMA BİZ SADECE DÜNYA İÇİNDE DEĞİLİZKİ EN YAKINIMIZDA DEVASA GÜNEŞ VAR. BİRDE GALAKSİMİZ VAR. BUNLARINDA DUNYADAKİ HER ATOMA UYGULADIKLARI BİR ENERJİ VARDIR. İZAFİYET TEORİSİNE GÖRE GALAKSİMİZİ ELE ALIRSAK EN DIŞ HALKASINDA YAŞLANMA YANİ METABOLİZMA EN AZ SEVİYEDE OLACAKTIR. AMA SİZE TAVSİYEM DAHA KÜÇÜK BİR GÜNEŞ İLE DAHA KÜÇÜK BİR DÜNYA BULMANIZI TAVSİYE EDERİM. 70 YILLIK ÖMRÜNÜZ GÜNEŞ SİSTEMİNDE BULUNAN DUNYADAKİ İNSANA GÖRE 140 YIL OLACAKTIR. HEM DÜNYADA HEMDE 140 YIL YAŞADIĞINIZ YERDE ZAMAN AYNI AKMIŞTIR SADECE OLAN SİZİN METEBOLİZMANIZ AĞIR ÇEKİM GİBİ YAŞADIĞI İÇİN DAHA UZUN SÜREDE YAŞLANMANIZDAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR. ZAMANIN HIZI YAŞANANLARI ETKİLEMEZ. AĞIR ÇEKİM YAŞAM VARSA AĞIR ÇEKİMİ ALĞILAYAN ALGILARIMIZ VAR. YANİ SİZİNDE BENİM DE ALGILADIGIMIZ ZAMAN DA GÖRECELİDİR. AMA DÜNYAYA GELDİĞİNİZDE YAŞITLARINIZ ÖLMÜŞ VE ONLARIN TORUNLARI İLE AYNI METABOLİK YAŞLARDA OLMUŞ OLURSUNUZ, AMA KÂİNATIN ZAMANINDA DEĞİŞEN BİRŞEY OLMAZ. YANİ 140 YIL GEÇMİŞ OLUR.
    ZAMAN VE MEKAN NE EGİLİR NEDEN BÜKÜLÜR. BEN SİZE SÖYLEYEYİM. GEÇMİŞ ZAMANLARDA ANILARIMIZI ÖLÜMSÜZLEŞTİRMEK İÇİN ÇEKTİĞİMİZ RESİMLER 2 BOYUTLUDUR İŞTE ONLARI BÜKEBİLİRİZ. İŞTE O RESİMLERE BAKTIĞIMIZDA O ZAMANIN ANILARI İLE DUYĞULANDIĞIMIZDA ZAMAN EĞİLİR GEÇMİŞE GİDERİZ. GEÇMİŞE SADECE FOROGRAF VE VİDEOLARDA GİDİLİR, GELECEĞİN ASLA FOTOĞRAFI DAHİ OLAMAZ.

    Şimdi bazı insanlar ışınlanmadan bahsetmektedirler. Bu ışınlanmanın hızı neye göre olacak hiç düşünmüyorlar. Şöyle ki Elektrik hızına göre mi? Radyo sinyallerine göre mi? neye göre hepsinin de bir hızı var ve aşağı yukarı ışık hızına yakın veya iki misli diyelim ve örnek verelim. Yani biz ışınlanacağız ve 100 milyar ışık yılı uzaklıkta bir yere 50 milyar ışık yılı sonramı varacağız. Yolda giderken başımıza neler gelecek acaba tek bütün olarak mı varacağız. 50 milyar yılda ne yenip ne içilecek vardığımız yer şu anda gördüğümüz yer mi? olacak. Bir çok soru insanın aklına geliyor. Belki ışınlanma MADDENİN DOLAŞIKLIK ÖZELLİĞİ KULLANILARAK KISA MESAFELERDE KULLANILABİLİR OLABİLİR UZUN MESAFEDE OLABİLMESİ İÇİN IŞIK HIZININ KATLARINCA HIZ YAPAN BİR ARAÇLA GİDİP ORDA O SİSTEMİN ALICI VERİCİSİNİ KURMAK GEREKİR. BUNUN İÇİNDE YİNE IŞIK HIZININ KATLARINCA UZAYDA YOL ALAN ARAÇLARA İHTİYAÇ VAR.

  9. ramazan toptaş

    03 Mart 2015 at 14:14

    GALAKSİLERE YOLCULUK NASIL OLACAK;
    Uzayda çok büyük hızlarda yol alacağız. Beklide ışık hızının 10 katı 100 katı 1000 katlarında yol alacağımızı düşünüyorum. Eğer bu şekilde olmaz ise insanların ömürleri en yakın yıldıza ulaşmak için dahi yetmeyecektir. Işınlanma veya ışık hızıyla bile gidilse yeterli olmayacaktır. Bu yüzden Allah uzayı bomboş yaratmıştır. Biraz sisli havada şehrin bir ucundan diğerine bakın diğer ucunu göremezsiniz. eğer açık bir havada gökyüzüne bakarsanız milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki galaksileri bile görebilirsiniz. İşte bu deney bize uzayın boş olduğunu uzay aracımıza güç verdiğimiz sürece hızlanabileceğimizi göstermektedir.
    Çünkü uzayda sürtünme yaratacak ve aracımızın hızını engelleyecek hiçbir madde yoktur. Bu durum insanların bir gün ışık hızının belki 10 sayısının katlarınca hız yapabileceklerini ve galaksiler arası yolculukları günlerle veya haftalarla olabileceğini göstermektedir.
    Örneğin bir Ferrari araç saate 100 km hıza 6 saniyede çıksın bu araç bu şekilde sürtünmesiz bir ortamda hızlandığını düşünürsek ışık hızının saniyede kat etmiş olduğu 300 000 km ye 2,06 yıl sonra ulaşabilir.
    100 000 m/ 3600 sn = 27,77 metre /saniye (Ferrari aracın bir saniyede almış olduğu yol.)
    Şu orantıyı kurabiliriz Bir Ferrari 6 saniye sonra bir saniyede 27,77 metre yol alırsa kaç yılda ışık hızına ulaşır. Hemen hesaplayalım.
    Ferari 100 km/saat hıza ulaşıncaya kadar GEÇEN ZAMAN = 6 SANİYE 1 SANİYEDE ALINAN YOL (METRE) = 0.027,77 MT
    Uzay aracı ışık hızına ulaşıncaya kadar GEÇEN ZAMAN = 64.818.149,08 SANİYE 1 SANİYEDE ALINAN YOL (KM) = 300.000
    GEÇEN ZAMAN = 64.818.149,08 / 60 = 1.080.302,48 DAKİKA
    GEÇEN ZAMAN = 1.080.302,48 / 60 = 18.005,04 SAAT
    GEÇEN ZAMAN = 18.005,04 / 24 = 750,21 GÜN
    GEÇEN ZAMAN = 750,21 / 365 = 2.06 YIL SONRA IŞIK HIZINA ULAŞILIR.

    Şayet ivmelenmemiz daha yüksek hızlarda olursa ışık hızına daha kısa sürede ulaşabiliriz. Bu uzay araçlarının motorları günümüzde doğrusal parçacık hızlandırıcıların daha gelişmiş versiyonları olacaktır. Parçacık hızlandırıcıları elektrik akımını kullandığı için elektrikte ışık hızından daha hızlı hareket etmediği için hızlandırıcılar içindeki atom altı parçacıklar IŞIK HIZININ %99,999 daha fazla hızlandırılamaz. Bu nedenle bu deneylerde ışık hızı asla geçilemez. Doğrusal parçacık hızlandırıcılı motorlar kullanılarak yapılan bir uzay gemisi toplam kütlesinin yarısını doğrusal parçacık hızlandırıcısı motorunu kullanarak aynı istikamette fırlatırsa maddenin etkin tepki prensibi kanununa göre uzay aracı ışık hızının %99,99 oranında hızlanır bir yarısını daha kaybettiğinde ışık hızının 2 katına yaklaşır. Bu hızlara ulaşmış bir araç durmak içinde ilk önce kütlesinin yarısını kaybedecek bir yarısını daha kaybederek 0 hıza ulaşacaktır. Yani 100 ton olan bir uzay ARACI ışık hızının 2 katına yakın hıza ulaşıp tekrar durduğunda aracın ağırlığı 6,25 tona düşecektir. Kütlesel olarak ta bu oran değişmez. Biz en iyisi bu çalışmalara hız verelim ve DAHA HIZLI PARÇACIK HIZLANDIRICILARI YAPMAYA ÇALIŞALIM.
    İkinci bir yolda uzay balonu şeklinde araçlar olabilir. Anyştayn’ın görecelik kuramından yola çıkarak galaksimizin merkezine doğru gittikçe artan bir kütle çekim gücü vardır. Bu çekim gücünü daha az hale getirirsek yani kütle çekim basıncı içinde bir balon şişirirsek bunu da atom üzerine etki eden elektromanyetik güç ve zayıf ve güçlü çekirdek güçlerini güçlendirirsek olur diye düşünüyorum. Yapmamız gereken sadece anti gravitaty elde etmek ve bunu uzay aracımızla birlikte kendimizde kapsayacak şekilde olmasını sağlamak olacak. Eğer kendimizde dahil olursak ivmeden etkilenmediğimiz için çok kısa sürede hızlanabiliriz. Eğer bu olursa okyanusun derinliklerinde oluşan bir hava kabarcığı su yüzeyine nasıl hızla çıkıyor ise bizim içinde bulunduğumuz uzay balonu da samanyolu galaksisinin dışına aynı mantıkla çıkacaktır. Tabi bu mantıkla ilk önce dünya kütle çekiminden sonra güneş kütle çekiminden en sonda samanyolunun kütle çekimin den hızla uzaklaşırız. AYNI OKYANUS DERİNLİĞİNDEKİ İÇİ BOŞ BİR ARACIN SU YÜZEYİNE DOĞRU FIRLATILMASI GİBİ MANTIKLA GALAKSİMZİN DIŞINA FIRLATILIRIZ, TABİ BUR DA GALAKSİMİZİN YER ÇEKİM KUVVETİ SIFIRA (İKİ GALAKSİ ARASINDA ) YAKIN OLACAĞI VE YOLA DEVAM ETTİĞİMİZ İÇİN DE DİĞER GALAKSİNİN ÇEKİM KUVVETİNE MARUZ KALIRIZ. BU SEFERDE AYNI HIZLA DİĞER GALAKSİ MERKEZİNE DOĞRU YOL ALMAYA DEVAM EDERİZ. DURACAĞIMIZ YER ÇEKİM KUVVETİNİN DÜNYA İLE AYNI OLDUĞU SEVİYEDE OLACAKTIR. YANİ GALAKSİMİZİN GÜNEŞ SİSTEMİ YÖRÜNGESİNİN MARUZ KALDIĞI YERÇEKİM BASIÇ DÜZEYİ İLE AYNI OLACAKTIR.

    Bu yolculukların çok büyük hızlarda olduğu için çeşitli sakıncaları da beraberinde getirmektedir. Zira şu anda görmüş olduğumuz galaksi ve yıldızlar milyarlarca yıl önceki hallerini göstermektedir. Bunların değişip değişmediklerini bilemeyiz.

    Işık hızından hızlı hareket ettiğimizden dolayı geldiğimiz istikamete baktığımızda arkamızı görebilir miyiz? Işık hızını geçtikten hemen sonra bize arka istikametten dik açıyla gelen ışınları görmemeye başlarız ve hızımız artıkça arkadaki karanlığın çapı artar (KARA DELİKLERDE OLDUĞU GİBİ BİR DAİRE OLUŞUR) ve bu çapın derecesine göre ışık hızının kaç katı hızla gittiğimizi bulabiliriz. Önümüze baktığımızda ise durum bambaşka olacaktır. Zira bizden önce yola çıkmış olan ışın fotonlarını yakalamış olacağız, bu da önümüze baktığımızda arkamızı görmemizi sağlayacak aynı zamanda önümüzden gelen ışın fotolarını da göreceğiz. Yani ön camımızda iki görüntü birden olacak arkadan gelen ışınların sayısı az olduğundan görüntü silik KIRMIZIYA KAYMA önden gelen ışınların sayısı fazla olacağından parlak MAVİYE KAYMA şeklinde olacaktır. IŞIK HIZININ 2 KATI HIZLA GİDERKEN ARKADAN ÇIKAN IŞININ HIZI DÜNYADAN BAKAN BİR İNSANA GÖRE 2-1=1 IŞIK HIZINDA VE ARAÇ İSTİKAMETİNDE OLACAKTIR. YANİ IŞIK ARACIN ARKA İSTİKAMETTİNDEN ÇIKMASINA RAĞMEN AYNI İSTİKAMETTE GİTMEYE DEVAM EDECEKTİR.
    Aynı zamanda bu ışınların geldiği kaynağın yani yıldız ve galaksilerin geçmişte neler yaşadıkları nasıl gelişip ve değişime uğradıkları ne gibi evrelerden geçtikleri hakkında bize hızlı çekim bir film gibi bilgiler akacaktır. İşte bu durum bize hem uzayın oluşumu hem de gideceğimiz yıldız ve galaksiler hakkında bilgiler verecektir. Geri dönerken film geri saracak bu durum zamanda yolculuk değil bir insanın yaşamış olduğu ve filme aldığı olayların tekrar seyredilmesi gibi bir şey olacaktır. Atalarımızın ve daha önceki çağların geçtiği zamanın dünyasını görebileceğiz. Yani geçmiş zamanın filmini görür gibi göreceğiz. Bu sayede güneş sistemimizin nasıl oluştuğunu da görebileceğiz. Çok yüksek hızlarda yol alırken önümüze çıkabilecek uzayda başı boş dolaşan meteor ve parçalardan nasıl kurtulacağız.? Uzayın manyetik haritası bize bunu sağlayacak zira manyetik alan ışık hızı ile değil anında tüm evrene hükmetmektedir.

    Çok yüksek hızlarda maddeleri çarpıştırarak yeni yeni maddeler oluşturacağız ve bu maddeler sayesinde çok sağlam uzay araçları üreteceğiz ve bu zorlukları aştıkça aracımızın hızını artıracağız. Birde çok yüksek hızlarda seyreden uzay aracımızdan çıkan ışın fotonları acaba uzay aracımızın hızını 0 sıfır kabul ederek saniyede 300 000 km hızla mı? çıkış yapacaklar yoksa duran bir cisme göre mi? çıkış yapacaklar.

    Benim kanaatimce araç ne kadar hızla giderse gitsin duran bir araç gibi kabul ederek saniyede 300,000 km hızla araçtan çıkış yaparak hareket edeceklerdir. HIZ=BİR CİSMİN DİĞER BİR CİSME GÖRE BİRİM ZAMANDAKİ KONUM DEĞİŞİKLİĞİDİR. İVME= BİRİM ZAMANDAKİ KONUM DEGŞİKLİĞİNDEKİ FARKTIR. Biz dünyada aracımızla yol alırken neye göre hız yapıyoruz. Dünya üzerinde ki konumumuza göre peki hiç güneşe göre veya samanyolu galaksisine göre veya andromeda galaksisine göre neden değerlendirmiyoruz. Işık çıktığı ışık kaynağının neye göre kime göre hareket edip etmediğini bilmesine imkan yoktur. Işığın kaçış hızı (hızı) çıktığı kaynağın kütle yoğunluğu arttıkça düşük olacaktır. Yalnız şunu ayırmak lazım kuasar jetlerinden çıkan maddelerde bir hıza sahip ve bunlarda ışık gibi özellikler gösterebilir. Bunların hızı ışığın kat be kat üstünde olacaktır.
    Birde günümüzde uzaya baktığımızda bizden uzaklaşan veya yaklaşan cisimlerin bize gelen ışınları kırmızıya veya maviye kayması nedeniyle bizden uzaklaşmakta ve yaklaşmakta olduğunu biliyoruz. Eğer uzayda hareket eden cisimlerin hızları ne olursa olsun ışık hızı aynı olsa idi maviye kayma veya kırmızı ya kayma diye bir bulguyu bulmamız imkânsız olurdu. Hem iddia edildiği gibi ışın kaynağa bakmadan her cisimden aynı hızla kaçıyorsa kara deliklerdeki ışığa bağlı zaman yavaşlar veya hızlanır teoremini nasıl kurabilirler. Buda bir çelişki. Bana göre yanlış olan bir olguda ışık hızına ulaşıldığında zamanın duracağı kavramıdır. Eğer böyle bir durum söz konusu ise ışık, ışık hızında gittiği için uzaydaki bütün cisimlerin görüntüleri gerçek zamanı göstermektedir. Denilmesi gerekirdi. Birde ışık çeşitli cisimler içinden de aynı hızda geçerdi, Nerden baksan çelişki. Uzay zamanı ve gözlem zamanı vardır. Işık kaynaktan çıkıp gözümüze ulaştığında gözlem zamanı oluşur. Galaksilerden gelen ışınlarda bizi bunu sağlar. Ama gerçek zaman yani kainat zamanı her yerde aynıdır ve yaşanmaya, akmaya devam etmektedir. Tüm evreni kapsayan bir genel görelilik kuramı vardır ve ne kadar alanı kapsadığı bilinmemektedir.

    İyide bunun bize ne faydası var diye bilirsiniz. İşte bu ışınlarla iletişim sağlanacak nasıl mı? Hızlandırılmış ışık fotonları sayesinde iletişim kurulacak. Yani uzay aracından küçük bir ışın fırlatıcı ayrılacak ve uzay aracının katlarınca hızlanarak ışınları fırlatacak haberleşme ya bu şekilde ya da manyetik algılama sayesinde olacaktır. Başka bir varsayımda ışık ışık hızının katlarınca hızlandırılıp hedefe gönderilecektir.

    Gittiğimiz yerden çıkış noktasına baktığımızda nasıl görünecek ve geldiğimiz yere nasıl döneceğiz.? Gittiğimiz yerden geldiğimiz yere baktığımızda geldiğimiz yerin yıllar önceki halini göreceğiz.( Örneğin 100.000 ışık yılı – yolda geçen süre = Bulunduğumuz noktadan geldiğimiz noktaya baktığımızda geldiğimiz yerin yıllar önceki hali görünecektir. ) Yukarıda bahsettiğim gibi uzay aracımızın ön camına düşen ışın fotonlarını kayıt ederek dönüş yolunda kullanacağız. Çünkü bu görüntüler hemen hemen birbirine çok benzer olacak sadece aradaki fark hangi istikamete gidiyor isek karşımızdan gelen ışınlar parlak, geçtiğimiz ışınlar biraz daha az parlak olacaktır. Yanlara baktığımızda ise bulunduğumuz ortamın durumunu yansıtacaktır. O yüzden yan görüntüler gerçek zamanın görüntüleri olduğu için dünyadaki görüntüsü ile farklılık gösterecektir. Şöyle ki Biz diyelim ki 100 000 ışık yılı uzaklıkta bir yıldıza 1 hafta da gidiyoruz. Yolun 4 üncü günü ortalarında uzay aracımızın yan camından baktığımızda ne görürüz. Ortamın o anda bulunduğu hali görürüz. Fakat bulunduğumuz ortamdaki ışınlar dünyaya 50 000 yıl sonra ulaşacağından biz dünyaya göre 50 000 yıl önceki halini görürüz. Yani şöyle bir örnek verebiliriz. Diyelim ki ben bu uzay aracı ile yolculuk yaparken bir cismin veya bir doğa olayının fotoğrafını çektim. Bu fotoğrafı da evladıma verdim. Bu fotoğraf nesiler boyu aktarıldıktan sonra bu fotoğraftaki görüntülerin dünyaya 50 000 yıl sonra geldiği görülecektir. Yalnız şu ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum yaşanan olayların görüntüleri uzaydadır. Yaşanacak olayların görüntüleri kesinlikle olamaz. O yüzden geleceğin nasıl olacağını ancak ALLAH bilir. Zamanda yolculuk yapılabilir mi? Zamanda yolculuk hiçbir zaman yapılamaz. Sadece bu tür yolculuklarda geçmiş zamanın görüntülerine ulaşılabilir. ANCAK GELECEK ZAMANIN GÖRÜNTÜLERİNE HİÇBİR ZAMAN ULAŞILAMAZ.

    Uzay araçları ile yolda gelebilecek felaketlerde dünyamızda yeni bulunan kıtaların bulunmasında olduğu gibi elbette insan kaybı açısından yeni felaketler doğuracaktır ve günümüzde de uzay çalışmalarında insan zayiatları da olmaktadır.

  10. ramazan toptaş

    03 Mart 2015 at 14:14

    EVRENİN YAŞININ HATALI OLDUĞUNU AŞAĞIDAKİ ŞU GEREKÇELER NEDENİ İLE DÜŞÜNÜYORUM. Eğer evren idia edildiği gibi 13,7 milyar yaşında ise bize gelen ışık fotonlarının da radyo dalgalarının da ve bilinen her şeyin 13,7 milyar yıldan daha düşük bir rakam içermesi gerekir. Evren oluşmadan ışık, foton. Dalga. Enerji veya diğer olgular yoktur.
    Kainatın yaşı 13,7 milyar yıl teoremine göre varsayımlarımızla hesap edersek aşağıdaki çıkarımları elde ederiz.
    Samanyolu galaksimiz merkezden 13,7 milyar ışık yılı uzakta ve büyük patlama bu kadar süre önce oluşmuş ise biz şuanda ışık hızı ile aynı hızla genişliyor olmamız gerekir. (çünkü uzak galaksiler 13,7 milyar rakamından büyük. Işık hızından daha hızlı hareket etmemiz lazım bu yaş doğru ise hadi diyelim ki ışık hızında hareket edelim ve buna göre hesap yapalım. ) dopler etkisine göre büyük patlamanın olduğu yeri görmemiz imkansız. Çünkü ışık hızı ile aynı hızla merkezden uzaklaşmaktayız ışık gözümüze asla ulaşmaz. ( aynştyn ın bir otobüse binip saat kulesinden ışık hızı ile uzaklaşma örneği.) Patlama noktası durağandır saat gibi. Esasında aynştayın otobüsü ışık hızına yaklaştıkça saaten gelen ışın fotonları kırmızıya kayarak otobüs ışık hızını yakaladığında yok olur. Yok eğer hiç bir zaman ışık hızına ulaşılamaz ise saat hiç bir zaman durmaz ne kadar düşük olursa olsun saaten ışık geldiği müddetçe saat hareket eder.
    Başka senaryo ise; eğer merkezden ışık hızında değil de ışık hızının yarı hızla uzaklaşıyorsak bu seferde bizim büyük patlamanın olduğu yerden bize doğru gelen ışınların 6,85 milyar yıllık yaşı olacaktır, merkezi durağan olarak kabul edersek. B izim istikametimiz de yani bizden ışık hızının yarısı kadar daha merkezden uzaklaşan galaksiler ki bunlar ışık hızında uzaklaşıyorlar 6,85 milyar yıl bizden uzaktadır. Yani bizim yönümüzde bizim iki katı hızla hareket eden galaksiler görmemiz gerekir. Bu galaksilerden daha uzakta galakside bulunmaması gerekir. Yani gittiğimiz istikamette 6,85 milyar yıl uzaktaki galaksiler olması gerekirken, geldiğimiz istikamete (büyük patlama ) baktığımızda da 20,55 milyar yıl uzaktaki galaksiler olması gerekir. Ancak ışığın uzaydaki hareketi nedeni ile galaksilerin olması gereken yerleri ile gözlem yerleri arasında fark olacaktır. Zira ışık bize anında gelmemektedir. Buna göre yol aldığımız istikamete baktığımızda 3,425 milyar uzakta galaksiler görürken daha ilerisini görmememiz gerekir. Büyük patlama istikametine baktığımızda ise 10,275 milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksileri ağır çekim hareket eder halde görürüz ve kırmızıya kayma nın son tayfı ile görürüz. Daha uzağı asla göremeyiz.
    Ha diyelim ki biz samanyolu galaksisi ışık hızının 1/10 oranında büyük patlama olduğu idia edilen yerden uzaklaşmaktayız. O halde biz büyük patlama olduğu merkezden 1,37 milyar ışık yılı uzakta olmamız gerekir. Şimdi hesaplarımıza devam edelim. Kainatın yaşından daha uzakta galaksi olamayacağına göre ( bu ışık büyük patlamadan önce yani kainat oluşmadan önce yola çıkamayacağı için) büyük patlama merkezinden bizim istikametimiz de en uzakta olan galaksilerin bize mesafesi 12,33 milyar ışık yılı olacaktır. Diğer tarafa baktığımızda da 15,07 milyar ışık yılı uzaklıktaki galaksiler olması gerekir. Işığın hareketi nedeni ile gözlem zamanı farklı olacağı için yine ayrı hesap yapmak gerekir. Aynı hesapları yaparsak bizim istikametimizde gördüğümüz galaksilerin en uzağı 10,96 milyar ışık yılı uzakta olmaları gerekir. Geldiğimiz istikamete yani geriye bakıyorsak büyük patlama tarafına bu seferde en uzak galaksilerin 12,33 milyar yıl uzaktaki galaksileri görmemiz gerekir. Esasında bu rakkamlarda yanlış. Çünkü ışığın çıktığı galaksilerin gidiş istikametleri dikkate alınmadan ışığın kaçış hızı saniyede 300.000 her yöne yol alır diye var sayılarak hesap edilmiştir. Dopler etkisi doğru ise galaksilerin gidiş istikameti dikkate alınarak hesap edilmelidir. Şöyle ki; bizden uzaklaşan bir galaksi ½ ışık hızı ile hareket ediyor ise o galaksiden bize gelecek olan ışının hızı ½ ışık hızı olacaktır. Bu galaksiye doğru bizde 1/10 hızla yaklaşıyor isek hızların toplamı= ½+1/10 şeklinde olacaktır. Eğer büyük patlamaının ters istikametinde ışık hızının yarısı hızla uzaklaşan galaksiler iseler de şu şekilde hesap etmemiz gerekir. Bizim hızımız büyük patlama merkezinden uzaklaşma hızımız 1/10 dur, büyük patlama merkezinden bize göre tam aksi istikamete ışık hızının yarı hızla giden bir galaksiden çıkan ışık hızı bize ışık hızının yarısı hızla yaklaşacağı için şu formülü kurarız. (bizim hızımız (1/10)- (büyük patlamanın tersi istikametinde bize göre zıt istikamette yol alan galaksiden gelen ışık hızı ½) = toplamı şeklinde hesap yapmamız gerekir.
    Bu değerler dışında da galaksi mesafeleri ile karşılaşmamamız gerekir.
    Karşılaşıyorsak ya kainatın yaşı yanlış yada büyük patlama teoremi yanlış ki bencede evrenin yaşı kesinlikle yanlış bilim adamları 150 milyar ışık yılı uzaklıkta galaksiler var diyorlar ya yanlış ölçüyorlar, bence bir yerlerde hesaplar yanlış yapılıyor. 13,7 milyar yıl ise evrenin yaşı 150 milyar yıl uzaktan ışın nasıl gelir. Büyük patlama her şeyin başı ise bu ışın nerden geliyor.
    Esasında büyük patlama teoremini ortaya atanlarda bunu düşünmüş olacak ki Stephen Hawking de bu söylemi değiştirerek evren bir saniyede genişledi çıkarımı yapmayı uygun bulmuştur. Eğer böyle ise bir saniyede 13,7 milyar ışık yılı mesafeleri madde kat edebiliyor ise ışık hızının katlarınca yol alıp evrende dolaşabiliriz demektir. . Stephen Hawking deyince oluyor da ben deyince neden olmasın. Hem ben 1 saniyede 13,7 milyar yıl madde yol alabilirde demiyorum sadece ışık hızının 1000 katı felan mütevazi bir rakam telaffuz ediyorum. Benim söylemimin 300 katında da katlarınca fazla Satephen Hawking in söylemi….

  11. ramazan toptaş

    03 Mart 2015 at 14:15

    TOPTAŞ FİZİK KANUNLARI;1. Madde aynı anda farklı zamanlarda bulunamaz. 2. Olay zamanı ve gözlem zamanı vardır. 3.Hız ve ivme referans noktasına göre değişkendir. 4.Etkin tepki prensibine göre bir maddenin yarısı ışık hızında bir istikamete fırlatılırsa ışık hızına ulaşır. 5. Merkez kaç kuvveti ile yer çekim alanında düşük yer çekim balonu oluşturulabilir. buda bizi galaksimizin dışına hızla iter. 6. madde olmadan hiçbir şey taşınamaz. enerji ve dalga vb gibi 7. ışık hızı geçildikçe geri istikamette aracın ivmelenme hızına bağlı olarak karanlık daire oluşur araç ivmelendikçe büyür. asla bu açı 180 derece olamaz.

  12. Sinan

    19 Mart 2015 at 16:22

    Sevgili Mustafa OKAT, paradoksunuz çok mantıklı ve kesinlikle realite teşkil edebilir bir donanıma sahip, ancak;
    Bahsedilen paradox içerisinde uzay zamana ilişkin algılayabildiğimiz bir durum olan zaman ve hızın lineer ilerleyişi söz konusu, şöyle düşünün, Paradoksunuzda kurduğunuz cümle içerisinde gizli bir SONRA kelimesi var, öyleki algılanabilir evrende eğer opak maddeyi araya koyarsanız ışığın çıkamamış olması gerekecekti, oysa çıkmıştı. Birde şöyle düşünün lütfen bu farklı bir yaklaşım, ışık ortamdan ayrılır ayrılmaz ulaşabileceği x mesafe uzaklıktaki yansıma noktasından mevcudiyeti kadar enerji çalar (bir nevi enerji korunumu) dolayısı ile ışığın o mesafeyi katetmesi gerekmez. Yani ışık çıktığı anda x metre öteden aynı hızın enerjisini koparmıştı, aynı cisim aynı uzaklıkta aynı enerjiyi koparırsa cisim o cisim olmayabilir elbette ama ışık hızında kütlenin sıfıra ulaştığını unutmamamız gerekiyor.

    Bu bahsettiğim bi yaklaşım örneği idi, asıl ulaşılan noktaya yazıda bahsedilmiş, NEDEN-SONUÇ ilişkisi. Biz bu kavrama oldukça alışkınız çünkü dokunulabilir evren bu şekilde işliyor yani bir şeye dokunursanız hissiyatı sağlarsınız, dokunmadan hissiyat sağlanamaz. Oysa ki bu bahsedilen olay evreninde hız sonsuza gidiyor ve madde yok yani kütle sıfır. dolayısı ile maddenin hızı ve kütlesiziliği madde istikametinde her noktada o maddenin var olmasını sağlıyor. yani olay ufkundaki madde eğer var ise olayın başlangıç anından önce de bu madde var idi.

    Üzerine kafa yorulması gereken ilgi çekici konular bunlar, iyi günler dilerim. m.sinanoz@gmail.com

  13. İsmail TOSUN

    14 Ekim 2015 at 11:46

    Bu deney, aslında sonucun nedenden önce geldiğini değil nede ile sonuç arasında ölçülen zamanın bizim ölçebileceğimiz sınırların çok altına inebildiğini göstermektedir. Yine neden sonuçtan önce gelmektedir. Ancak neden ile sonuç arasındaki süre bizim ölçebildiğimiz en kısa zaman aralığından da kısadır. Bu nedenle bize sanki sonuç nedenden önce imiş gibi gelmektedir. Bunu maddesel olarak şöyle açıklayabilirim. Bizim tıbbi lab da kullandığınız total bilirubin ölçme cihazımız en küçük miktar 0.1 IU/ml dir. Ancak aynı cihazın direkt bilirubin denilen ve total bilirubinin içinde 1/10 oranında olan bilirubun çeşidini ölçme sınırı ise 1 IU/ml dir. Bu durumda aynı anda yapılan ölçümlerde 1 den küçük D. bilirubin değerleri 1 IU/ml okunurken 1′ den küçük olan T. bilirobin ise 0,2 0,3,0,5 gibi değerlerde olabilmektedir. Sonuç olarak ise bu değerlere bakıldığında sanki D. bilirubin totalden yüksek gibi görünmektedir. Halbuki gerçek tamamen farklıdır. Bütün sorun en düşük ölçüm aralığıdır. Bu ışık deneyinde de böyledir. Ancak bu ışık deneyi bize güneş sistemindeki diğer gezegenlerde yapılacak çalışmalar için uzay araçlarıyla iletişim süresini çok aşağılara indirecektir. Yada belki ışık hızında olmayacak ama birgün başka bir sisteme gönderilebilecek olan insansız bir aracı dünyadan kontrol ve izleme şansı verecektir bize. Bu ise hedefe önce insansız araçlarla gidip sonra eğer gerek varsa insanlı yolculuklar planlamamızın yolunu bize açacaktır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Popüler

Quis autem vel eum iure reprehenderit qui in ea voluptate velit esse quam nihil molestiae consequatur, vel illum qui dolorem?

Temporibus autem quibusdam et aut officiis debitis aut rerum necessitatibus saepe eveniet.

SiriusUFO | © 2017

To Top