Kategoriler

Yararlı Siteler

Kutsal Topraklar Gemi Gezisi

UFOstore

HobbyCholic

UFOcircle

UFO İfşaat Kampanyası

X Dergisi

Dünya UFO Günü

Yeni Çağın bilimi artık materyalist, determinist ve mekanistik olmaktan çok ; spiritüel, bütüncül ve mistik bir anlayışa büründü. Büyük ölçüde Kuantum Fiziği ve İzafiyet Teorisinin katkıları ile sağlanan bu değişim , diğer bilim dallarında da buna benzer gelişmelerin görülmesiyle, tüm dünyada geçerlilik kazanıyor.

Şimdilerde Zaman ve Uzay (mekan) kavramlarına bakış, neden-sonuç ilişkisinin kavranışı, madde ve enerji anlayışlarının değerlendirilmesi çok farklı bir hal aldı. Temel değişimi 1950’lerde başlayan bu yeni bilimsel anlayış, insanın evreni ve kendisini algılayışını ve inançlarını derinden sarsmış, onları yeni temellere göre oluşan değişik bir anlayışa sürüklemiştir.

Bizim duyumsal algı alanımızı aşan bir dördüncü boyutun varlığından söz eden ve zaman ile uzayın, aslında birbirinden ayrılamayacağını ve bazen de birbirlerine dönüştüklerini bize gösteren, böylece de maddenin aslında bir enerji biçimi olduğunu kanıtlayan, Einstein’ın “İzafiyet Kuramı”.

Atom-altı dünyaya inerek, oradaki gerçekliğin, bizim kendi algı dünyamızdan çok farklı olduğunu keşfeden, böylece evrende bağımsız ve tek tek nesneler olmadığını bize anlatarak, evrendeki her şeyin birbiriyle bağlı ve birbirine özdeş olduğunu ortaya koyan “Kuantum Fiziği”.

Bütün var edilmişlerin aynı bütünün parçaları olduğunu, dolayısı ile hepsinin özlerinin bir ve birbirine eş bulunduğunu, her birimin bütünün bilgisini içinde taşıdığını ve ona uygun gelişme sağlanırsa, bütünün tam görüntüsünü yansıtabileceğini ileri süren, bütün bilgilerin her an ve her yerde kullanıma hazır bulunduğunu söyleyen, böylece de bütün evrenin birbirinin kardeşi , hatta insanın kendisi olduğu bilgisini sembolize eden “Hologram Teorisi”. Bu üç keşif de, aslında tek bir şeyi göstermektedir: Evrendeki tekliği ve birliği.

Uzayın mekan ve boyutları insan anlayışının sınırlarını zorlamaktadır. Üzerinde yaşadığımız yerküre başı sonu olmayan bir enginlikte kaybolmuş minicik bir gezegendir. Peki bu sonsuzluğun içinde yaşam olan tek gezegen bizim Dünyamız mıdır?.. Asırlardır insanlık tarafından sorulan tüm sorular içinde en çok merak ettiğimiz ve cevap vermeyi en çok istediğimiz soru işte budur.

Aslında evrende yaşamın var olup olamayacağını tartışmak bir yana, bir an için dahi bunun aksini düşünmemek gerekir. Zira, evrenin var olma sebebinin gerçekte hayatı oluşturmak olduğu çok fazla düşünmeden de anlaşılabilecek bir olgu olup, bunun en somut kanıtı ise bu oluşumun ürünü olan Dünya canlılarıdır. Eğer ki evrende sadece bir mikro parça düzeyinde olan Dünyada hayat oluşmuş ise; bu, evrenin geneli içinde geçerlidir. Bu denli geniş bir evrenin oluşmasına gerek var ise ; onun zemin teşkil etmekle bağımlı bulunduğu yaşamın boyutları da çok büyük olmak zorundadır.

Maddenin canlı, cansız tüm şekilleri, çeşitli elementlerin atomlarından yapılmıştır. Bu atomlar, kainatın her yerinde aynı yapıda olarak bulunurlar ve aynı tepkime kanunlarına uyarlar…

Canlı organizmaları oluşturan yapılar, içlerinde karbon elementi bulunan kompleks moleküllerdir. Canlı madde nerede olursa olsun, karbon atomunun kurallarına uymak zorundadır. Çünkü, karbon başka elementler ile olduğu kadar, kendisi ile de birleşerek çok sayıda atomu ihtiva eden moleküller kurma kudretine, en geniş ölçüde sahip olan tek elementtir…

Dünyada bulunan atomlar, kainatın en uzak bölgelerinde de vardır. Karbon atomunun başka atomlarla birleşme özelliği, canlı maddenin oluşabilmesinde gereken malzeme çeşitliliğini sağlamaktadır. Ve karbon atomunun, doğasına uygun olarak hareket edebilmesine olanak tanıyan; yıldızlar arasında uzanan uçsuz bucaksız toz bulutları gerçek birer laboratuar olup, bir yığın kimyasal tepkimeye sahne olmaktadırlar. Bu tepkimeler ise, çoğu organik olan çok sayıda molekülün doğmasına yol açarlar.

İşte, hareketli toz bulutlarında oluşan tüm bu organik moleküller, çevrelerindeki yada ulaşabildikleri güneş uydularına yayılarak , güneşe uygun konum ve diğer gerekli şartlara sahip olanlarında yaşamı başlatmaktadırlar. Ve yüzeysel anlamda söylenecek olursa; Evren her şeyiyle bizzat kendi kendisini yaratmaktadır ki, bu oluşum tamamlanmış olmayıp, halen devam eden uzun bir süreç bağlamında devam etmektedir.

Evet , ” Evrende başka hayatlar var mı? ” sorusunu artık bir kenara bırakarak , Evrenin tümüyle hayat dolu olduğunu ve her an yeni güneşler çevresinde yeni hayatların başladığı gerçeğini görmek gerekmektedir.

İşte, konuya bu gözle bakmaya başlanıldığında, sorulacak sorunun ‘Evrende ne tür hayatlar var?’’ şekline dönüşeceği açık olup, bu ise; Kainatı sadece kendimize ait olarak algılamaktan kurtularak, genelde yeni bir bilince ve bilgiye ulaşmamızı kolaylaştıracaktır.

Yaşam derken neyi kastediyoruz?

Yaşamın başlangıcı ve gelişiminin sırrı, olağanüstü yapı blokları olan atomda yatmaktadır. Atom çekirdekleri belirli şartlar altında daha ağır çekirdekler oluşturmak için birbirleriyle birleşebilir ve bunun sonucunda da enerji açığa çıkar. Atomlar da diğer atomlarla kimyasal yollarla birleşerek farklı karmaşıklık derecelerine sahip moleküller oluştururlar. Bu yolla yıldızlar, gezegenler, okyanuslar, atmosferler ve kayalar oluşturabildikleri gibi, yaşayan organizmalar da oluşturabilirler.

Gezegenimizde yaşamın nasıl başladığını bilmek, dünya dışı yaşamı araştırma yolunda son derece önemlidir. Kimya bilimi, bugün etrafımızda gördüğümüz tüm yaşam formlarının nasıl varolduğunu açıklamakta büyük önem taşır. Dünyada yaşamın hangi basamaklardan geçerek oluştuğunu araştıran bilim adamları çalışmalarını daha çok proteinler üstünde yoğunlaştırmışlar, nükleik asitler üstünde fazla durmamışlardır. Fakat 1950’li yıllarda hızlanan araştırmalar, bir nükleik asit olan DNA (Deoxyribonükleik Asit) ’nın kromozomları oluşturan temel bileşen olduğunu ortaya çıkarmıştır. Birbirine bağlı nükleotidlerden oluşan uzun bir zincir olan DNA, dünyadaki hem hayvani hem de bitkisel her tür yaşam oluşumu için anahtar faktördür.

DNA’yı oluşturan dört temel nükleotid –Adenine, Cytosine, Guanine ve Thymine– nispeten daha basit oldukları ve doğal ortamda bulundukları için evrende başka bir yerde de aynı şekilde bulunmamaları için hiçbir sebep yoktur. Buna dayanarak evrende başka bir yerde, belki birçok yerde, zeki yaşamın var olduğunu söyleyebiliriz.

Bir gezegende akıllı yaşamın gelişebilmesi için nelere ihtiyaç vardır? Başlangıç olarak gezegen, lokal yıldıza fazla yakın ya da uzak olmamalı. Çok yakın olması durumunda hayat veren moleküllerin oluşabilmesi için fazla sıcak olacakken, çok uzak olması durumunda hayat verici reaksiyonlar için gerekli sıvı açısından fazla soğuk olur. Diğer önemli şey de kütledir. Çok büyük bir kütle, Jüpiter ve Satürn’ün atmosferindeki bizim bildiğimiz anlamdaki hayat için zehir oluşturacakken, küçük bir kütle de Merkür ve Mars’ta olduğu gibi çok yüksek ısıya ve atmosfer deliklerine yol açar.

Peki ya bu sonsuz bilinmeyen içinde haberdar olmadığımız başka yaşam biçimleri varsa ki vardır.. Başka boyutlardaki yaşamlar burada, 3 boyutlu gezegenimizde olduğu gibi değillerse?

Zaten yukarıda saydığımız tüm bu ihtiyaçlara karşın kimi astronomlar, yalnızca bizim galaksimizde bile yüz milyonlarca gezegende gelişmiş teknolojik uygarlıkların var olduğunu tahmin ediyorlar. Ayrıca şu anda milyonlarca uygarlığın da dünyamızla aynı seviyede ya da bizden daha ileri düzeyde olduğunu düşünüyorlar.

5 Responses so far.

  1. selahattin altıntaş diyor ki:

    sela...@hotmail.com
    Kâinatın büyük bir patlama ile meydana geldiği doğrudur.(Big Bang Teorisi) Koca bir ağacın küçücük bir çekirdekten çıkması veya koca bir insanın küçücük bir hücreden meydana gelmesi gibi. Bu çevremizde devamlı gördüğümüz bir olaydır. Yanlış olan bu kâinatın gezegenleri ile beraber madde olarak o küçücük maddenin içinde olduğunun kabul edilmesidir. Onlara göre bu koca kâinat o küçücük maddenin içinden çıkmıştır. Hâlbuki koca bir ağaçta gözümüz önünde küçücük bir çekirdekten çıkıyor amma hepimiz biliyoruz ki o koca ağacın maddesi o çekirdeğin içinde yoktur. Çekirdekte olan o ağacın proğramıdır. Maddesi ise dışarıdan gelmektedir.
    Kâinatın dışında ise maddenin geleceği ikinci bir kâinat olmadığından kâinatın maddesi doğrudan doğruya Allah cc tarafından yaratılmaktadır. Patlayan o maddenin içinde ise sadece kâinatının proğramı vardır.
    Bizler de şu anda bu kâinatın bir parçasıyız. O büyük patlama anında o patlayan parçanın içinde mi idik? Elbette hayır! biz sonradan yaratıldık.

    • Taylan Göllü diyor ki:

      Selahattin beye katılmakla birlikte. Yukarıdaki anlatılmak istenen konuya da katılıyorum. Sıkıntı din ve teknolojiyi bir görememekte. Son düşüncelere göre zaten tek bir evren değil birçok evren bulunmakta. Peki evren nerede bunla ilgili evrenlerin içinde bulunduğu bir enerji çemberi olsa gerek. Bunu bir dilim peynir gibi görebiliriz. Bu dilimin içinde evrendeki enerji dağılımı gibi bir enerji bulunmakta ve burada düzenli patlamalar gerçekleşmektedir. Bazen bu patlamalar bulunduğu noktadaki enerji nedeniyle çok hızlı olup hiçbir gezegenin oluşmasına imkan tanımamakta bazende çok yavaş olup ideal denge oluşturulamamaktadır. Ama bu patlamalar milyarlarca defa tekrarlandığında bir gün yaşadığımız evrene eşdeğer bir patlama olacaktır veya olmuştur. Belki burada yaratıcı o peynir dilimi belkide onuda oluşturan başka bir güç bunu anlamaya çalışmamamız akıl sağlığımız açısından daha iyi olacaktır diye düşünüyorum.
      Dini yönden bakmayan bazı insanlar bizi uzaylıların genetiğimizle oynayarak yaptığına inanıyor. Diyelim ki böyle, peki onları oluşturan kim. Yada yaşam enerjilerini kimden alıyorlar. Deseler ki bunu yaratıcı onlardan istedi. Bu bile daha kafama yatıyor. Diğer türlü eğer ki sadece bizim galaksimizde milyonlarca yaşanabilecek gezegen varsa ve bu bizi yarattığı düşünülen canlılar sadece bu gezegenlere akıllı canlılar oluşturmayı kendilerine amaç güttüler ise. Bu biraz sadistçe olmaz mıydı? Buna can sıkıntısından yapacak iş bulamamak denir.
      Benim düşüncemde şu var. Herkes bir uzaylı görüyor günümüzde doğru yanlış ben henüz tanık olmadım. Aynı zamanda da inançlı bir insanım. En son Rusya’ya düşen meteoru uzaylıların parçaladığı söyleniyor. Bu adamlar niye bizim yaşamamız gereken şeylere müdahale ediyorlar. Zincirde bizden üstün oldukları için mi. Peki doğa bilimcilerimiz çekim yaparken geyiği aslandan kurtarıyor mu. Hayır , olması gerekende bu kurtarmaması lazım. Demek ki bu uzaylılarda bizi kurtaramamalı kurtarıyorlar ise belkide onların evrendeki amaçları da bize yardım etmektir. Yine insan için yaratılmışlardır. Olamaz mı !!!
      İnsan bir amaç nedeni ile dünyada ve varsa başka zeki canlılar muhtemelen insanla bağlantılı iyilik ve kötülük amacı ile bulunmaktadır. Bunun dışında canlı zeki varlıklar olduğunu düşünmüyorum. Bunu da şöyle ele alabiliriz nerede çokluk orada sıkıntı. Düşünün bizim galaksimizde milyonlarca zeki varlık var. Hepsi bağımsız. Dünyadaki kültür farklılıkları gibi. Bu kalabalıkta her türün bir isteği olacaktır. Bu kadar karışık bir ortamda konulara dahil olamasak ta bu kadar konudan bir haber olmamız mümkün olmazdı.
      Bir teorimde uzaylı dediğimiz türün zaten insan soyu olması. Çünkü yaşadığımız evrende zaman olarak algıladığımız konu aslında olmayan bir tanı. Yaşadığımız biyolojik saat yani zaman yoksa her şey aynı noktada gerçekleşiyorsa yaşadığımız her şey çoktan olmuş ve bitmiş demektir. Einstein’in teoremi olan bu kavramda duran nesne ile hareket eden nesne arasında zaman farkı oluşmaktadır. Hareket eden nesnede zaman daha hızlı ilerlemektedir. Bunu geçtiğimiz yıllarda iki adet biyolojik saatin birini yerde bırakıp diğerini bir jetle dünya turu yaparak ispatladılar. Uçak döndüğünde aralarında iki saat arasında küçük bir fark oluştu. Buradan yola çıkarak eğer dünyadan yeteri kadar uzaklaşabilir ve oradaki bir yer çekiminde hareket edersek oradaki küçük fark dünyaya döndüğümüzde yüzlerce yıla denk gelecektir. Bunu x,y koordinatı çizip y koordinatına aralarında mesafe bırakarak iki dünya çizip bir yatay çizgi çekerek deneyebilir demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz. Yani demek istediğim belki uzaylı dediklerimiz kendi torunlarımız dır ve bize ulaşmanın yolunu bulmuşlardır. Bizleri ve geçmişlerini bildikleri için bazı noktalarda olaylara müdahale etmektedirler.
      Tabi bunların hepsi bilim kurgu. Asıl nedenleri muhtemelen bilmemiz mümkün olmayacaktır. Şuan için. :) ))

      • Uzaylılar ile ilgili olarak yazdıklarınızın hepsi mümkün. Torunlarımız, ya da dedelerimiz olabilirler, ya da bizimle hiçbir kan bağı olmayan ve fakat tevhid’in bir parçası olarak bizlerden bağımsız fakat Allaha bağımlı varlıklar olabilirler.

        Bizden teknolojik ve spirituel olarak ilerde olmaları gerekir ki, buralara ulaşabilsinler ve bizleri gözleyebilsinler.
        Ben şahsen bizim dünyamızın evren üniversitesinde sadece ilkokul diploması verilen bir mekan olduğuna inanıyorum. 19. yüzyılın sonuna kadar toddler idik. 20. Y.Y.dan itibaren Allah kendi kıvamında bize artık okuma yazmayı öğretti.

        Okuma yazması olmayan Hz. Muhammed efendimize “Oku” diyen Rabbin kuantum gizemini Kuran’ı Kerim ile açıklaması çok manidardır. Düşünün 7. yüzyılda alfabeyi veriyor, müslümanlığı hakkın, adaletin yerine gelmesi için bir öğreti olarak inzal ediyor. İnsanlık senin Allahın, benim Allahım diye birbirini yiyor, 12 yüzyıl boyunca. Derken Allah’ü Taala; ” artık bu kadar tepinme yeter, biraz birşeyler öğrendiler zahir” diyerek Einstein’ı yolluyor. 19. yüzyılın sonunda doğan Alman Yahudisi Einstein 20. yüzyılın başında izafiyet teorisini buluyor. Bu Einstein nasıl bu kadar karmaşık bir denklemi çözüyor… Einstein insan mıdır? yoksa uzaylı mıdır? bence biz bunu bir çözebilsek işimiz çok kolaylaşacak. Bugünlerde de yine bir İngiliz Yahudisi olan Steven Hawking var….. O da Kara delikleri ve Hologram dünya savını ortaya atıyor. Daha adama Nobel Fizik ödülü bile vermedik…..Biz insanlar adeta eline topu kapanın oyunun kurallarını kendisi koymaya hak kazanmış olduğunu zannedecek kadar immature yaratıklar olduğumuz ayan beyan ortada. Oysa, bütün paralel evrenlerin kendine has kurallarını koyanın sadece ve sadece Allah olduğunu bir idrak edebilsek, işimiz çok daha kolaylaşacak.
        Ben şahsen Allah’ın şanslı bir kulu olarak, limitlerimin farkına varmış bir kişiyim. Allahın kurallarını anladıkça, ne kadar büyük bir hakkaniyet içerdiklerini görüyorum. Allah bütün canlıları kainatlara tekamül için getiriyor. Tekamül derken teknolojik tekamül bunun sadece bir parçası….. Spirituel tekamül herşeyin başı. Ancak Allahın rahmetini ve nimetlerini şükrederek sindirmek ve kardeşlik odaklı davranmak suretiyle tekamül edebiliriz. Eğer Allahın güvenini kazanabilirsek ( ki bu güvenden maksat, cehaletten yalnışlar yapıp, dikilmiş kuleleri yıkmak, boyundan büyük zararlar vermek tehlikesine karşı, korunmaktır) teknolojik bilgileri de bize kendi zamanında ve kendi mekanında verecektir. Bundan hiç şüpheniz olmasın.

        Ben Uzay’lılar ile görüştüm. Hepsi de bizden çok ilerdeler. Hepsi de bizden çok dindarlar ve Allaha tam bir tevekkülle bağlılar. Bizleri gözlemlemeye gelenlerin de Allahın sisteminden izin ile geldiklerini biliyorum. Öyle ipini koparanın zannettiğiniz gibi Allah’ın evrenlerinde cirit atma yetkisi yok…. Bizler daha demokrasinin ve insan haklarının ne demek olduğunu anlamaktan acizken, ileri seviyede ki varlıklar, hadlerini ve haklarını çok iyi bilirler……. Allahın bir kuluna, diğer bir kulun zulüm yapmak hakkı yoktur. Kuran-ı Kerim’in ana fikri budur. Düşün, düşün, düşün….. Aç tavuk kendini arpa folluğunda zannetmesin sakın!!!

        Benden şimdilik bu kadar. Haaa, bir çok önemli şey söyleyecektim unuttum…… Allah o kadar muazzam bir enerjidir ki, (kaynak enerji) yarattığı canların içine üflediği ruhunun bir parçasında ki tekamülden kendisi de karşılıklı etkilenmekte ve kendi büyüklüğüne her an daha büyüklük katmaktadır. Zaten kainatlarda hayat olmasının başlıca sebebi de budur. Alış veriş…… Bu Allah ile kulları arasında ki sevgi, saygı, güven alışverişidir………Dünya üzerinde ki alışverişlerden bir farkı vardır. Allah ile pazarlık edilmez. Allah alışverişin kurallarını daha big bang esnasında koymuştur. Ve bu kurallar fevkalade hakkaniyet esasına bağlıdır…

  2. cetinerm diyor ki:

    en basinda burada yazilanlari ilgi ile okudugumu soyleyebilirim .
    bu konu ile ilgili oldugunu dusundugum bir ruyami paylasmak istiyorum.
    yaklasik 10 12 yil once gordum bu ruyayi . ben bugunku gibi hatirliyorum .
    ruyamda uzaayin derinliklerinde bir yerde bir gezegene gittigimi gordum taslik bir yerden yurudum daha sonra buyukce bir alana geldim etrafima baktim hava pusluydu sanki bizdeki aksam olmasina yakin bir hava vardi gokyuzunde yanyana duran iki yildiz gordum ikiz yildiz bana kalirsa vede ebat olarak daha buyuk ve biraz daha sonuktu ve orada suanda seklini ve semalini tarif edemeyecegim bir takim canlilar ile gorustum. tarif etmeye calisirsam sadece soyleyebilecegim sanki bizim anlayabildigimiz bir sekilde bir cinsiyetleri yoktu boylari hemen hemen bizim gibi vede baslari kapali idi kapalidan kastim bizdeki turban gibi ve bana bir tanesi dedi ki “bu evrende yasayan (bir rakam soyledi nekadar oldugunu hatirlayamiyorum hatirladigim kadariyla 200000 yada 300000 kusur)canli turu var hepsi Allah a itaat ediyor sadece siz insanlar isyankarsiniz ” dedi

    bu ruyadan yola cikarak ikiz yildizlari ve onun etrafinda yasam olabilecek gezegenleri arastirdim bundan 1 yil kadar once nasanin bir kesfinde ikiz bir yildiz cevresinde donen 2 gezegenin kesfedildigini gordum gezegenlerin ismi kepler47 b ve kepler47 c

    Netice olarak ben bu evrende kesinlikle yalniz olmadigimiza inaniyorum .

  3. Isırıb Ilkraf diyor ki:

    Hep yaratandan bahsediyorsunuz hemde bilimden
    hepsi güzel de
    bilmek gerekmez mi tanrı ne yerde ne gökte
    tanrı bizim içimizde biz tanrının içinde
    hep 4 boyutlu düşünüyoruz (4.boy:zaman)
    algımızın alamayacağı bir evrenden bahsedilecekse
    gelin saygımızı göstereloim
    bizi yaratan yada yaratanlar her neyse
    biz zaten onlarız (sizi suretimizden yerattık)
    zaman izafi bir kavram (sizin bir gününüz bizim bin yılımız)
    saplantılı şekilde okumayalım anlayarak ve yorumlayarak okuyalım kitabımızı
    sevgi ve barış doğsun yüreğinize