Bilim

DÜŞÜNCE ENERJİSİ

Günümüzde yaygın olarak kullanılan, çok yönlü bir kavramdan söz etmek istiyorum. Bu da ‘Enerji’ kavramıdır. Bu kavram fizik biliminde önemli bir yer tutar. Hareket enerjisi, durum enerjisi, nükleer (atom) enerjisi, elektromagnetik enerji gibi çeşitli türleri tanımlanmıştır. Oysa ki genel anlamda evrende var olan her nesne sadece ve sadece “enerji”dir. Canlı-cansız veya organik-inorganik ayırımı yapmadan her nesne özünde enerjidir. Görelilik (Rölativite) kuramında madde miktarı ile enerji arasındaki ilişki E=mc 2 eşitliği ile kütlenin enerjiye ve enerjinin de kütleye dönüşebileceği ifade edilmiş, deneysel olarak da kanıtlanmıştır.

Genelde deneysel olarak ölçülüp hesaplanabilen en az yoğun enerji türü ısı enerjisidir. Ancak ısı enerjisinden de daha az yoğun birçok enerji türünün varlığını, şu anda ölçemesek bile, kabul etmek durumundayız. Örneğin “Düşünce Enerjisi”, henüz ölçülememekle birlikte ısı enerjisinden daha az yoğun bir enerji türü olarak yakında geniş kabul görecek bir enerji şeklidir. İnsanlar düşünce enerjisini kullanmayı henüz tam olarak öğrenebilmiş değillerdir. Zira düşünce enerjisini harekete geçirmek için sadece akıl ve mantık yeterli olmamaktadır. Akıl ve mantığın da ötesine geçip, duygusal ve sezgisel zek â nın da etkin (faal) hale geçirilmesi gerekmektedir.

Enerjiyi tarihsel boyutu ile incelediğimizde, insanlığın ilk dönemlerinde, düşünce enerjisinden büyük çapta yararlanıldığını görürüz. Asya Türklerinin Kam dedikleri şaman kişilerden daha önce dergimizde söz etmiştim (“X” Dergisi Sayı 1; Nisan 2004). Kamlar düşünce enerjisi ile iletişim kurabilmekte, farklı boyutlara ulaşabilmektedirler. Zaman içinde insanlık bu en ince ve az yoğun düşünce enerjisini kullanmayı terk etmiş, daha yoğun olan maddesel enerji türlerine yönelmiştir. Bu durumu, insanlığın nesnenin özelliği olan dalgasal yapısını göz ardı edip maddesel yapısına önem verişi olarak da yorumlayabiliriz. Tarihsel anlamda ‘insanlık’ dört ayrı enerji döneminden geçecektir. Bunlar Ateş, Su, Toprak, ve Hava dönemleridir. Şu anda üçüncü dönem Toprak Dönemi yaşanmaktadır.

İnsanların ilk dönemi ateş dönemi olmuştur. Ateşi kontrol edip istendiğinde yeniden yakabilme yeteneği insanları hayvanlardan ayıran en önemli özelliktir. Ateş yakmayı öğrendikten sonra insanlar kendilerini vahşi hayvanlardan korumayı ve ısıtıp yaşamlarını soğuk bölgelerde sürdürmeyi öğrenmişlerdir. Ateş döneminde insanlar bir yandan yeryüzünde ateş etrafında ayinler düzenlerken, diğer yandan gökteki güneşi ateşin kaynağı olarak görüp varlıklarının başlıca nedeni olarak yüceltmişlerdir. Türklerdeki “Gök Tengri” ve birçok bölgede beliren “Güneş Tanrı” inancı bu ateş döneminin ürünleridir.

İnsanlık düşünce enerjisini kullanmayı işte bu ateş döneminde öğrenmiş ve geliştirmiştir. İnsanın sadece maddesel bir beden olmadığını ve hastalıkların tedavisinde sadece bedenle ilgilenmenin yeterli olmadığını bu dönemde anlamışlardır. Günümüzde gittikçe daha fazla önem kazanan ‘önleyici tıp’ yaklaşımı ile ateş döneminde geliştirilmiş olan ‘şifa’ yaklaşımı arasında büyük benzerlikler vardır. İçine girmiş olduğumuz Yeni Çağda hastalıkların tedavisinde şifa metotları ile düşünce enerjisinin gittikçe daha fazla uygulama alanları bulacakları kanısındayım.

Düşünce enerjisinin gücünü, hipnotizma yardımı ile insanlara neler yaptırılabileceğini görebilmekteyiz. Hipnotizmada insanın maddesel (bedensel) yönü değil, dalgasal (ruhsal) yönü etki altına alınmaktadır. Bu metodun gücünü gören Sigmund Freud daha düşük seviyeli bir etkileşme içeren Psikanaliz metodunu geliştirmiştir. Psikanaliz metodunda tedaviyi sağlayan en önemli etken düşünce enerjisidir. Yeni Çağda düşünce enerjisi daha da ileri boyutlarda geliştirilerek bilimsel bir temele oturtulacak ve insanlığın ruhsal gelişiminde büyük yararlar sağlayacaktır.

Tarihsel gelişim içinde ateş dönemini su dönemi izlemiştir. Medeni yaşamın gelişimini sağlayan toplumsal yerleşim bölgeleri hep su kenarlarında olmuştur. İnsanlar suyun önemini doğal bir içgüdü olarak kavramışlardır. Ateşten sonra ilk hakim oldukları güç de su gücü olmuştur. Su enerjisi sayesinde dere ve su yollarını kullanarak yeni yerleşim bölgeleri bulmuşlardır. Su döneminin en önemli enerji üretme aracı dönme dolap denen çark olmuştur. Dönme dolap akan bir dereye yerleştirildiğinde hem su taşır hem de mekanik enerji üretir. Dönme dolabın yerini buhar makinesi alınca enerji üretiminde ani bir patlama ve teknolojik gelişme ortaya çıkmıştır. Bu hızlı gelişme su döneminin sonunu getirmiştir.

Su dönemi 19. yüzyılın başında son bulmuştur denilebilir. Enerji kaynağı olarak su gücü yerine toprak ürünleri olan kömür ve petrol kullanımı hem buhar makinesinin hem de dinamonun geliştirilmesini sağlamıştır. Günümüzde kullanılan tüm yarı iletkenlerin (transistörler ve entegre devrelerin) ana maddesi toprak olan silisyum elementidir. Tüm bilgisayarların ana maddesi topraktır. Yakın gelecekte geliştirilecek olan akıllı robotların da ana maddesi toprak olacaktır. Şu anda dünya toprak dönemini yaşıyor. Zira tüm metaller (altın, demir, bakır,…vs) dünya ekonomisinin temel direkleridir. Karbon ve karbon türü kömür, petrol, mazot, plastik, doğal gaz,.vs hepsi toprak ürünleridir. Hepsi topraktan elde edilirler. Kıymetli taşlar (elmas, pırlanta, yakut, zümrüt..vs) da topraktan çıkarlar. Her biri günümüz insanı tarafından satın alınmakta, uluslararası pazarlarda alınıp satılmaktadır. Enerji kaynağı olarak nükleer enerji üreten nükleer reaktörler de topraktan çıkan Uranyum elementini yakıt olarak kullanır. Kısaca günümüzde dünya ekonomisi, büyük çapta, toprak ürünleri sayesinde var olmakta ve gelişmektedir.

Bundan sonraki dönem hava dönemi olacaktır. Her ne kadar toprak ürünlerin kullanımı devam edecek ise de enerji üretiminde hava ürünlerinin payı gittikçe artacaktır. İnsanlık henüz hava enerjisini kullanmayı tam olarak geliştirmiş değildir. Meteroloji denilen hava tahmini henüz çocukluk çağını yaşamaktadır. Bu bilim ilerledikçe hava ile seyahat çok daha kolay ve ucuz olacaktır. Bir zamanların klasik yel değirmeni çok daha gelişmiş bir şekil alacaktır. Nedeni ise hava hareketlerini insanların çok daha iyi tahmin edebilecekleridir. Bir ülkenin birçok yerlerine yerleştirilmiş olan hassas yel değirmenleri düşünün. Hangi bölgede rüzgarın hangi hızla ve süreyle eseceği tam olarak bilinirse o bölgedeki yel değirmenleri devreye sokulabilir ve böylece sürekli olarak enerji elde edilebilir. Bugün için pek mümkün olmayan bu yaklaşım gelecek hava döneminde başlıca enerji kaynağı olacaktır.

Hava Döneminde havadaki doğal Azot, Hidrojen ve Oksijen gazları yeni enerji kaynaklarını oluşturacaklardır. Daha şimdiden Hidrojen enerjisi geliştirilmeye başlanmıştır. Hidrojenle çalışan otomobil tasarımı vardır. Hidrojeni sudan elde etmek mümkün olduğundan kaynağı dünyada tükenmesi mümkün olmayan su, yani H2O’dur. Hidrojen enerjisi kullanmanın bir diğer faydası son derece temiz bir enerji olmasıdır. Kullanımından arta kalan yine sadece su olmaktadır. Hidrojen enerjisi ile birlikte Azot enerjisi de devreye girecektir. Azot, günümüzde, suni gübrenin ana maddesidir. Azot önemli bir enerji kaynağıdır. Biz insanlar henüz Azot enerjisini kullanmayı tam olarak öğrenemedik. Suni gübre ilk yaklaşımdır. Ancak bitkisel enerjiden tam olarak yarar sağlayabilmek için Azot enerjisinin devreye sokulması gerekecektir. Tüm yeşil bitkiler güneş enerjisi ile havadaki oksijen ve kabon-dioksiti kullanarak fotosentez yaparlar. Yani kendileri için gerekli enerjiyi üretirler. Fotosentez denilen mekanizma ile gen mühendisliği ilgilenmeye başlamıştır. Bu konuya daha önce değinmiş bulunuyorum (“X” Dergisi sayı 2; Mayıs 2004).

Hava Döneminde insanlar doğaya karşı daha nazik ve daha saygılı davranacaklardır. Artık zorla toprak delinerek içinden doğal gaz, kömür veya petrol elde etmek yerine, havada bol olan azot ve sudaki hidrojen gazları kullanılacaktır. Havadaki azotun azalmaması için de bol azot üreten bitkiler geliştirilecektir. Bu bitkilerin asıl görevi havanın kalitesini yüksek tutmak ve hava kirliliğine son vermek olacaktır. Ambalaj sanayiinde plastik kullanımı azalacak, yeni bitkilerden bol miktarda selüloz elde edilip kağıt üretilecektir. İlaç sanayii de doğal ilaçlara dönüşecek, yaşam daha sağlıklı ve doğaya yakın olarak sürerken düşünce enerjisinin kullanımı da artacaktır.

Tüm bu gelişmelerin elbette ki en önemli yan etkisi, insanların yoğun enerji türlerinden daha az yoğun (sübtil) enerji türlerine yönelmeleri ve bu arada ruhsal düşünce enerjisine önem vermeleri olacaktır. İnsanlığın asıl gelişimi bu ruhsal düşünce enerjisini yeniden kullanıma sokmalarından sonra başlayacaktır.

1 Comment

1 Comment

  1. ufosever

    31 Ağustos 2015 at 11:28

    Düşünceler beynimizde ışık hızındadır, holografik bir dünyada yaşıyorsak ve beynimizde evrenin mikro çapta bir örneğiyse, evrenin nasıl ilediğini her saniiye hissedersek, belki birşeyleri değiştirebiliriz.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Popüler

Quis autem vel eum iure reprehenderit qui in ea voluptate velit esse quam nihil molestiae consequatur, vel illum qui dolorem?

Temporibus autem quibusdam et aut officiis debitis aut rerum necessitatibus saepe eveniet.

SiriusUFO | © 2017

To Top